28 Ekim 2017 Cumartesi

Derin uykusundan uyanan Zyunmandanov boğazına saplanan ağrının ardından kuruluğu gidermek için bir bardak su içti. Amigdalasının esiri olmuştu adeta, bunun farkına varıp doğruldu yatağından. Yatak dediysek de bir çekyatta iki büklüm yatıyordu. Kalemini eline aldı ve oksitlenen yaşamına baktı. Eskisi gibi değildi hiçbir şey gördüklerine çarpan ışık elektronları uyandığında görülebilir bölgeye çarpmıyor olsa gerek monokromdu her şey. Sigarasını aldı eline, çakmak yoktu. Ocağa gidip yakmaya çalıştı Zyunmandanov. Tüp bitmişti. Bir insanın yokluğuna bakıp hayal kurmasına izin yoktu ve iğrenç hissettiriyordu dünya. Yürümeye başladı kapşonunu takıp. Yağmurun başladığını hissetti ve nefret ederdi yağmurdan. Bir şarkı takıldı diline. Bir etkinlikte duymuştu yanında olması gerektiği insanla beraber dinlemişlerdi. Her şeye kuşkucu bakış açısıyla yaklaşırken sinapsları arasında iletimi sağlayan nörotransmitterler adeta kaybolmuştu. Attığı her adım onu hissizleşmeye itiyordu. İçinden "bu histen kurtulmaya çalışırken bile heyecanlanıyorum" diye geçirdi. Bir kadındı aklında kalan, yanındayken miyelin kılıflardan elektriksel beri aktarımı dibe vuruyor, ışığın çarpmasıyla renkleri görebiliyordu. En son yaz aylarında yürüdüler beraber. "Her şeyin farkındayım, sesinin tonlaması, diksiyonu, saçlarında bulunan proteinlerin hareketleri. Her birini ezberlemek istiyorum." dedi. Kendi kendine hayatını olmayan birinin üstüne kurmuştu. Atomlarının alt parçacıkları onun yanında olma fikrine bağlı iplikler gibiydi, bu mümkün değildi. Rotası oydu fakat kara görünmüyordu. Çakmak aldı sonunda bir sigara yaktı. "Bir liste yapmalıyım, her şeyi düzeltmek için bir liste. Düzeltirken dinleyeceğim şarkıları belirlerim, yavaş yavaş emin adımlarla düzeltirim." derken düştü. Yağmurun ıslatması yetmiyormuş gibi bir de bileğini burkmuştu.

Neyse yerde kaldığı sürede düşündüklerini anlatayım.

"Bir gemideyim sanki, yol ona çıkacak, düşünmem gerekli. Yerden hiç kalkmazken elimi tutmasını beklemek saçma! Hay sikeyim, bu her şeye çalışan kafam keşke dursa. İki nötron yıldızı çarpıştı, yine onun yüzü ışık saçıyor. Günüm onun yüzüyle aydınlanıyor farkındayım. Buna takılan bir ahmak oldum çıktım. Eve geri dönmem gerek."
Kalkıp üstüne başına çeki düzen verdi. Nefret ettiği yağmura sövmekten düşünemiyordu. Biraz onu betimlemek isterim.
"Gözlerimde görüntüsünü ters olarak arkaya düşüren kısım dünyanın en işlevsel bölgesi. Çünkü onu görmek bir bakıma devrime ulaşmak gibi. Ses tellerinin titreşmesiyle moleküllerin ahenkle yayılması, hayatımın bütün kuramlarını alt üst ediyor. Elleriyle dokunması ise yeni doğmuş bebeğin annesine dokunması gibi saf ve temiz. Onun yanında fikirlerim ipini kaçırdığım bir uçurtma gibi sadece uzaktan bakabiliyorum. Kendimi kaybediyorum yine kendime gelme gerek." Bu işlem için çok geç olduğunun farkına vardı Zyunmandanov. Tekrar doğruldu ve bir sigara daha yaktı. Dalmıştı uzaklara.

"Bir gün bu güneş senin yanındayken doğacak, io gün ben motorumu maviliklere süreceğim. Arkama seni alıp denize karşı oturacağız. O gün beynimin bütün kimyasal reaksiyonlarına iste duyguyu tanıdınız diyeceğim. Senin yanındayım ya korkusuzca ekleyeceğim. "Yaa, Nazım güzel günler böyle olur." Evet, buna evrimin var olduğuna emin olduğum kadar eminim. Ben senin yanında var olacağım bir anka kuşu gibi tekrardan. Tekrar edeceğim korkmadan. "Yaa, Nazım güzel günler böyle olur!"

Kaleminin mürekkebinin bitmesiyle sigarasını da söndürdü. "Uyku vakti geldi artık" diye homurdandı ve yorganını üstüne çekti.

Saygılar Zyunmandanov'un kalem çırağı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder