Başkası olarak kazanacağım zaferleri oldum olası sevmedim. Kendim olursam var olacakmış gibi hissettiğim için insanlara açık olmayı seçiyorum. Eğer karşıdaki değer verdiğim insan ise sözcüklerimi dikkatle seçerim. Kafamın içindeki seslere gün geçtikçe saygı duyuyorum. O seslerin söylediği şeyler gerçekleşiyor. -ki ben 180 derece farklı olmasını istiyorum.- Artık doğal seçilimde kaybolup gideceğimi bildiğim için günler pek faydalı geçmiyor. Bunlar kafamın içindeki sesleri yenmek için yazılmış dizeler tabii ki. Aslında bunlar değil defterdekiler.
Bunu hiçbir zaman övünmek için söylemedim. Mürekkebi kurumuş insanların içine kolonya koyup bir süre yazmalarını, düşünmelerini beklemek bir hataymış. Anladığım günden beri mürekkepten sterilize edilmiş şekilde yaşıyorum. Gündüzlerin anlamını yitirdiğini fark ettiğimden beri geceleri daha fazla CO2 tüketiyorum. Gerçi bugün bilgisayarıma "dünyanın en mutlu fotoğrafı" diye 2 güzel fotoğraf kaydettim. Biz mutlu hissediyorsak eğer dünyanın eksen eğikliği 23 dereceden fazla olur. Ekvatordan basılmış dünyamız tepsiye döner. Kafamızdan aşağıya dünyanın çekirdekteki sıvısından daha sıcak kaynar sular dökülür. Kendi kendini yenileyen polimerler dahi pes ederler. Biz her gün çabalamak zorunda mıyız?
Nefret hissini dizginlemeye çalıştığım her an daha da büyüyecek gibi.
Buradan itibaren hayranlık çıtasını 90'a çakmış bir insanın yanında bulunmuş olmanın gururu ile yazacağım.
Dişlerinin parıltısıyla majör depresif anlarımın aydınlandığını hissettim. Saçlarının her bir kıvrımını detaylı incelerken hayatımın eğikliğini o kıvrımlarla düzeltebilirmişim gibi. Görülecek güzel günler onun anlattıklarıyla mümkün sanki. Uzun zamandır Zyunmandanov böyle hissetmemişti. Kalem çırağı... Onunla geçirdiğimiz 8 saat 11 dakikanın anlamını anlatacak seviyede değil kalem çırağı. Mutasyona uğrayan fikirleri ve o sürede crossing-over ile parça değiştirdi saatler. Gözlüklerini taktığında dünyanın daha bir renkli olduğunu gördü. Onun gözleri de bakmıştı o gözlüklerden, tam hayatımın karanlığı gözlüklerden bulaşabilir diye düşünürken... Normalde uyumayan çırak uyuduğunda hayatın karanlığını kat kat bulaştırmıştı o gülen yüze. Sarhoş olduğum zaman hata yapmazsam eğer uyurum. Ben o hatayı bir -rakamla- 1 kere yaptım. Ses tellerinin titremesiyle oluşan ses dünyanın en dinlenebilir frekansında yayılıyordu. Dakikaları sayamadığımdan pişman olduğum sürede gözlerinin içinde ufak 1 parıltı olarak kendimi görmek ise paha biçilemezdi. Ortalama 1.5 yıl beklediğim zaman bu kadar güzel geri gelemezdi. Bir solucan deliği yapıp hayatımın karanlığını bulaştırdığım ana gidip aydınlatmak istiyorum. Neyse, eğer bu hisleri fazla paylaşırsam eğer bendeki değerini kaybedecek. Kafamdaki seslere bırakıyorum mutluluğu.
Her geçen gün daha fazla hayran bırakıyor beni, farkındayım.
Kendisi bir sanat eseri ve yaşamsal faaliyetleri var.
Ben ona kalemimle paha biçemem, okaliptüs yetmez.
Ben ona kalemimle paha biçemem.
Eksen eğikliğimi düzelten kıvırcık saçlarının şerefine.
Zyunmandanov'un Kalem Çırağı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder