27 Mart 2016 Pazar

İnanın dünyanın merkezindeki çekim gücü bana etkisiz. Yer çekimi kuvvetine yenik düşen omuzlarımda hissettiğim ağrı, dişlerimin çıkardığı sesler. Belki halüsinasyon tadında kurduğum rüyalar bana sahip olmuşlardır. Çünkü her sabah uyandığımda çökmüş göz altlarımda toplanan hırslı insan artık peşinde olduğu her şeyden pes etmiş durumda.

Ne kadar hissettiğimi test etsem de betimlemek istediğim acıya ulaşabilmiş değilim. Belki de annemin karnında daha doğmadan değişti genetiğim.

Bu dünyaya ait değilim ben.

Uzun zamandır elime almadığım kalemim bağırıyor bana:
"İçinin mürekkebi kuru, derinin rengi yaralı."

Artık gidip kalmak seçimini yapıp ölümünü bekleyen o çınar gibi yapraklarını dökmüş zamanının dolmasını bekliyor içimdeki mürekkep. Ciğerlerime dolan oksijen içimde zifte dönüşüp damarlarımdaki asfalta yem oluyor. Ak yuvarlarım zift ile savaşmayı bırak içinde yanmaktan keyif alır halde.


Ben beklemekten usanmam da sen gelmekten çoktan vazgeçmişsin.
Ne denir ki daha?
Kendi halinde çoğal dur şimdi.

Ellerim ceplerimden çıkmaz,
Kapşonum kafamdan.
Ölü dedem görür belki halimi tutar elimden de götürür.
Ben bir tek orada çalışırım ve usanırım.
Dedim ya ben sana gelmekten usanmam da,
Sen trene bilet almayı unutmuşsun da
En sonuncuyu da kaçırmışsın gibi...


Fethedilmiş hissederken ben, fatihi göremedim.
Oysa kolay değildir bu ivmeyle düşen bir hayatın evrenine bayrak dikmek.


Ruhumdaki yaraların güçlülüğünün şerefine.
Bir türkü tutturmuşum da mezar taşımla oturup ölmüşüm bu gece.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder