29 Mart 2016 Salı

4. Boyuta düzenler adamak

Küçük koltuklarda inanmadığı şeyler yapmak için toplanan insan komünü ile beraber gidiyoruz. Hiçbirinin haberi yok. Mağaralarda kalmış bir inanç ile çakmak taşlarını birbirine çakarak çıkan kıvılcımı alkışlayarak izliyoruz. Peki çakmak taşlarını bulanlar mutlu mu bundan?
Size söyleyeyim, değiller. Onlar çıkan küçük kıvılcımları artık insanların düşüncelerinden çıkartmak istiyorlar. Ne kadar insandan çıkarsa o kadar iyi olanlar. Fakat düzenin içinde sıyrılıp görüntüden kendine farklı şeyler bulmayı deneyen insanlar tarafından geliştiriliyor cilalı taş devri. Dahil olmayıp da kendi olanlardan. Bilmem kaç zaman içinde düzelecekmiş her şey. Öyle diyorlar hem de hep bir ağızdan. Kaybolmanın eşiğine gelmiş hayatların tek başına cebelleşmesi gerekir. Çünkü onlar artık tüm yaratıcılıklarını kaybetmiş ve labirentin çıkış noktasına en yakın yerde oturup artık başka bir labirentin içinde olmayacakları için üzülürler.


Kendimden örnek vermek gerekirse ben kalem çırağı olarak başladım işe. Zamanla öğrendim ve yollar kat ettim. Bir şey sabit kaldı hiç yerinden oynamadan. Bir cisim ilerlerken çekildiği kuvvet sürtünmeye eşit olursa hep aynı hızda gider. Beni çeken kuvvet artık olmadığı için zamanla sürtünmenin etkisiyle ayaklarımın altı çürüdü. Artık bırakın yerimden hareket etmeyi, burada kaybolmanın umuduyla yaşıyorum. Bir portal silahıyla kafama sıkıp paralel evrene yollayarak intihar etmek..


Değiştikçe takvim yaprakları ben daha çok boğulmayı tercih ediyorum. Burası ne bir yaşam belirtisinin olduğu yer ne de herhangi bir ölünün olduğu yer. Kafamın içi. Kafamın içinde kayboluyor tüm yeteneklerim. Çünkü ben varken o yok, o varken ben yokum. İçindeki sesler kopmaya yüz tutmuş bir gitar teli gibi hayatımın ritmini gıcıklıyor. Adeta hayatımın ritminin davulları patlak.


Neyse geçiyorum bu kaybeden edebiyatını artık.


Özel bir insanın kaosuna girip orada her şeyi yerli yerine yerleştirmek istiyorum. Hayatında 4. boyut olan zaman ona neler yaptıysa bir kara deliğin içinde kaybolmak pahasına girip teker teker taşları yerine koymak. Sonrası pek önemli değil çünkü öyle bir durumda kara deliğin içinden çıkartacak bir gülüş beni bekliyor olacaktır. Bundan nasıl bu kadar eminim değil mi? Dengesizlerin dengesi her zaman kendilerine değildir. Aksine onlar kendi dengesini kaybettikleri için başkalarına yardım ederler. "Varsa hayatınızın yağı eksilmiş zincirleri, düzeltmek isterim güzel bayan." diye gülümsemeyi severim. Hatta hayatımda beyin kıvrımların arasına girecek olan tüm bilgiler seninle gelsin demek de hoş. Bu doğru olabilir mi bilemem. Değişik karışıklıkları çözümlemeyi severim. Labirentler içinde kaybolmak her zaman kötü değildir. İstediğimi bulmam için sürekli sağı veya solu takip etmeyi deneyebilirim. Değişiktir. 4. boyutta kaybolmayı istemiyorum. Çünkü her şeyi düzeltmek için ilk defa kararlı ve güçlü hissediyorum. Bu gücü boşa harcamak yerine etrafında dolaşmam için bir hayattan izin almam gerek. Çarkların hangisinin takıldığını bulup tekrar çalışır hale getirmek için bir şans. Bunu verebilecek gücün varsa hayat...


Ben hazırım.

Kafamın içine yeni bir tahta daha eklemek istiyorum.
Bunu sakinlik getirerek,
Kaosunda bir düzen yaratarak,
Yani seninle yapmak zor olsa da
İlk cümlenin de fısıltıyla hırslı şekilde dediği gibi,
Ben hazırım.
Saygılar size güzel gülüşlü hayat,
Zyunmandanov.


27 Mart 2016 Pazar

İnanın dünyanın merkezindeki çekim gücü bana etkisiz. Yer çekimi kuvvetine yenik düşen omuzlarımda hissettiğim ağrı, dişlerimin çıkardığı sesler. Belki halüsinasyon tadında kurduğum rüyalar bana sahip olmuşlardır. Çünkü her sabah uyandığımda çökmüş göz altlarımda toplanan hırslı insan artık peşinde olduğu her şeyden pes etmiş durumda.

Ne kadar hissettiğimi test etsem de betimlemek istediğim acıya ulaşabilmiş değilim. Belki de annemin karnında daha doğmadan değişti genetiğim.

Bu dünyaya ait değilim ben.

Uzun zamandır elime almadığım kalemim bağırıyor bana:
"İçinin mürekkebi kuru, derinin rengi yaralı."

Artık gidip kalmak seçimini yapıp ölümünü bekleyen o çınar gibi yapraklarını dökmüş zamanının dolmasını bekliyor içimdeki mürekkep. Ciğerlerime dolan oksijen içimde zifte dönüşüp damarlarımdaki asfalta yem oluyor. Ak yuvarlarım zift ile savaşmayı bırak içinde yanmaktan keyif alır halde.


Ben beklemekten usanmam da sen gelmekten çoktan vazgeçmişsin.
Ne denir ki daha?
Kendi halinde çoğal dur şimdi.

Ellerim ceplerimden çıkmaz,
Kapşonum kafamdan.
Ölü dedem görür belki halimi tutar elimden de götürür.
Ben bir tek orada çalışırım ve usanırım.
Dedim ya ben sana gelmekten usanmam da,
Sen trene bilet almayı unutmuşsun da
En sonuncuyu da kaçırmışsın gibi...


Fethedilmiş hissederken ben, fatihi göremedim.
Oysa kolay değildir bu ivmeyle düşen bir hayatın evrenine bayrak dikmek.


Ruhumdaki yaraların güçlülüğünün şerefine.
Bir türkü tutturmuşum da mezar taşımla oturup ölmüşüm bu gece.