Yaşamak çıkar ilişkisidir, öleceğin günle yapacağın pazarlık denilebilir mi?
Bilmiyorum ben, teoriler üretirim boş zamanlarımda.
Boş zamanlar dersem, öyle çok dolu birisi değilim ben, bakmayın siz bana.
Okurum ederim, rahatsız ederim öyle. Gereksiz yerlerde karşınıza çıkarım.
Betimlemelere gerek yok, gereksiz geldim gereksiz gideceğim.
Nereden girdim yine kendime bağladım olayı,
Bakın hayatta konu dönüp dolaşıp size gelir, vardır bir nedeni bunun.
Siz hayatta çıkar çatışması içerisinde yaşarsınız.
Geçen zamanla, geçmemesi için, yaşlanmamak için.
"Yeter!" diye bağırırsınız ama olmaz.
Zamanı durdurmak mümkün müdür?
Evet, ruhunu satıyor insanlar bunun için toprağa be!
Siz çıkar ilişkisi içindesiniz, bu yüzden davranışlarınız.
Saygı dedikleri şey var ya, işte o iş hallolana kadar seviyeli davranmak.
Sevgi dedikleri şey dediğiniz feniletilamin'in fazla salgılanması derdim...
Değil arkadaşlar sevgi denilen şey kimyasal bir reaksiyon değil.
Şaka şaka. Hem reaksiyon hem sevgi karmakarışık bir şey.
Onda var mı çıkar ilişkisi?
Odaklanmaya vakit bulamıyorum, boşluktan.
Değişecek mi her şey be hancı?
Kiracı mı kalacağız mutluluğa?
Olacak mı paramız satın almaya?
Bugün bir bankadan kredi çekip mutluluk almak mümkün mü?
Sayın arkadaşlar,
Ben gereksizlik fikrine bağlı yaşamayı seviyorum.
Potansiyel mi yetersiz hissettiriyor, yoksa gerçekten yetersiz miyim?
Bunun arasında geçirdiğin her kriz,
Aranan her cevap, aslında bir halüsinasyon.
Var mıyım?
Yok muyum?
"I hurt myself today, to see if I still feel."
Mesela ben dik kafalıyım,
Dedemi görmedim ben gitmeden,
Ruhunu toprağa vermeden.
Varlığımı hissetmek için çektiğim acıya odaklanmayı severim mesela.
21 yaşıma kadar falan her gün majezik alırdım.
Sonra bıraktım başımın ağrısı yaşadığımı hissettiriyor bana.
Ha yaşamak bu mu değil mi?
Ona toprakla çıkar ilişkimiz bitince karar veririz.
Dağıldı parçalarım, en tatlı arkadaşım tek başına olma hissi.
Güzel günler, sesimi sizi yok etmek için kullanıyorum.
Tik-tak
Tik-tak
Tik-tak
Varlığınızı hissettiğiniz gün güzeldir.
Varlığınızı hissettiğiniz gün.
Güzel günler şerefine.
Bu kalemi bugün kırıyorum burada.
8 Ağustos 2016 Pazartesi
29 Mart 2016 Salı
4. Boyuta düzenler adamak
Küçük koltuklarda inanmadığı şeyler yapmak için toplanan
insan komünü ile beraber gidiyoruz. Hiçbirinin haberi yok. Mağaralarda kalmış
bir inanç ile çakmak taşlarını birbirine çakarak çıkan kıvılcımı alkışlayarak
izliyoruz. Peki çakmak taşlarını bulanlar mutlu mu bundan?
Size söyleyeyim, değiller. Onlar çıkan küçük kıvılcımları
artık insanların düşüncelerinden çıkartmak istiyorlar. Ne kadar insandan
çıkarsa o kadar iyi olanlar. Fakat düzenin içinde sıyrılıp görüntüden kendine
farklı şeyler bulmayı deneyen insanlar tarafından geliştiriliyor cilalı taş
devri. Dahil olmayıp da kendi olanlardan. Bilmem kaç zaman içinde düzelecekmiş
her şey. Öyle diyorlar hem de hep bir ağızdan. Kaybolmanın eşiğine gelmiş
hayatların tek başına cebelleşmesi gerekir. Çünkü onlar artık tüm
yaratıcılıklarını kaybetmiş ve labirentin çıkış noktasına en yakın yerde oturup
artık başka bir labirentin içinde olmayacakları için üzülürler.
Kendimden örnek vermek gerekirse ben kalem çırağı olarak
başladım işe. Zamanla öğrendim ve yollar kat ettim. Bir şey sabit kaldı hiç
yerinden oynamadan. Bir cisim ilerlerken çekildiği kuvvet sürtünmeye eşit
olursa hep aynı hızda gider. Beni çeken kuvvet artık olmadığı için zamanla
sürtünmenin etkisiyle ayaklarımın altı çürüdü. Artık bırakın yerimden hareket
etmeyi, burada kaybolmanın umuduyla yaşıyorum. Bir portal silahıyla kafama
sıkıp paralel evrene yollayarak intihar etmek..
Değiştikçe takvim yaprakları ben daha çok boğulmayı tercih
ediyorum. Burası ne bir yaşam belirtisinin olduğu yer ne de herhangi bir ölünün
olduğu yer. Kafamın içi. Kafamın içinde kayboluyor tüm yeteneklerim. Çünkü ben
varken o yok, o varken ben yokum. İçindeki sesler kopmaya yüz tutmuş bir gitar
teli gibi hayatımın ritmini gıcıklıyor. Adeta hayatımın ritminin davulları
patlak.
Neyse geçiyorum bu kaybeden edebiyatını artık.
Özel bir insanın kaosuna girip orada her şeyi yerli yerine
yerleştirmek istiyorum. Hayatında 4. boyut olan zaman ona neler yaptıysa bir
kara deliğin içinde kaybolmak pahasına girip teker teker taşları yerine koymak.
Sonrası pek önemli değil çünkü öyle bir durumda kara deliğin içinden çıkartacak
bir gülüş beni bekliyor olacaktır. Bundan nasıl bu kadar eminim değil mi?
Dengesizlerin dengesi her zaman kendilerine değildir. Aksine onlar kendi
dengesini kaybettikleri için başkalarına yardım ederler. "Varsa
hayatınızın yağı eksilmiş zincirleri, düzeltmek isterim güzel bayan." diye
gülümsemeyi severim. Hatta hayatımda beyin kıvrımların arasına girecek olan tüm
bilgiler seninle gelsin demek de hoş. Bu doğru olabilir mi bilemem. Değişik
karışıklıkları çözümlemeyi severim. Labirentler içinde kaybolmak her zaman kötü
değildir. İstediğimi bulmam için sürekli sağı veya solu takip etmeyi
deneyebilirim. Değişiktir. 4. boyutta kaybolmayı istemiyorum. Çünkü her şeyi
düzeltmek için ilk defa kararlı ve güçlü hissediyorum. Bu gücü boşa harcamak
yerine etrafında dolaşmam için bir hayattan izin almam gerek. Çarkların
hangisinin takıldığını bulup tekrar çalışır hale getirmek için bir şans. Bunu
verebilecek gücün varsa hayat...
Ben hazırım.
Kafamın içine yeni bir tahta daha eklemek istiyorum.
Bunu sakinlik getirerek,
Kaosunda bir düzen yaratarak,
Yani seninle yapmak zor olsa da
İlk cümlenin de fısıltıyla hırslı şekilde dediği gibi,
Ben hazırım.
Kafamın içine yeni bir tahta daha eklemek istiyorum.
Bunu sakinlik getirerek,
Kaosunda bir düzen yaratarak,
Yani seninle yapmak zor olsa da
İlk cümlenin de fısıltıyla hırslı şekilde dediği gibi,
Ben hazırım.
Saygılar size güzel gülüşlü hayat,
Zyunmandanov.
Zyunmandanov.
27 Mart 2016 Pazar
İnanın dünyanın merkezindeki çekim gücü bana etkisiz. Yer çekimi kuvvetine yenik düşen omuzlarımda hissettiğim ağrı, dişlerimin çıkardığı sesler. Belki halüsinasyon tadında kurduğum rüyalar bana sahip olmuşlardır. Çünkü her sabah uyandığımda çökmüş göz altlarımda toplanan hırslı insan artık peşinde olduğu her şeyden pes etmiş durumda.
Ne kadar hissettiğimi test etsem de betimlemek istediğim acıya ulaşabilmiş değilim. Belki de annemin karnında daha doğmadan değişti genetiğim.
Bu dünyaya ait değilim ben.
Uzun zamandır elime almadığım kalemim bağırıyor bana:
"İçinin mürekkebi kuru, derinin rengi yaralı."
Artık gidip kalmak seçimini yapıp ölümünü bekleyen o çınar gibi yapraklarını dökmüş zamanının dolmasını bekliyor içimdeki mürekkep. Ciğerlerime dolan oksijen içimde zifte dönüşüp damarlarımdaki asfalta yem oluyor. Ak yuvarlarım zift ile savaşmayı bırak içinde yanmaktan keyif alır halde.
Ben beklemekten usanmam da sen gelmekten çoktan vazgeçmişsin.
Ne denir ki daha?
Kendi halinde çoğal dur şimdi.
Ellerim ceplerimden çıkmaz,
Kapşonum kafamdan.
Ölü dedem görür belki halimi tutar elimden de götürür.
Ben bir tek orada çalışırım ve usanırım.
Dedim ya ben sana gelmekten usanmam da,
Sen trene bilet almayı unutmuşsun da
En sonuncuyu da kaçırmışsın gibi...
Fethedilmiş hissederken ben, fatihi göremedim.
Oysa kolay değildir bu ivmeyle düşen bir hayatın evrenine bayrak dikmek.
Ruhumdaki yaraların güçlülüğünün şerefine.
Bir türkü tutturmuşum da mezar taşımla oturup ölmüşüm bu gece.
Ne kadar hissettiğimi test etsem de betimlemek istediğim acıya ulaşabilmiş değilim. Belki de annemin karnında daha doğmadan değişti genetiğim.
Bu dünyaya ait değilim ben.
Uzun zamandır elime almadığım kalemim bağırıyor bana:
"İçinin mürekkebi kuru, derinin rengi yaralı."
Artık gidip kalmak seçimini yapıp ölümünü bekleyen o çınar gibi yapraklarını dökmüş zamanının dolmasını bekliyor içimdeki mürekkep. Ciğerlerime dolan oksijen içimde zifte dönüşüp damarlarımdaki asfalta yem oluyor. Ak yuvarlarım zift ile savaşmayı bırak içinde yanmaktan keyif alır halde.
Ben beklemekten usanmam da sen gelmekten çoktan vazgeçmişsin.
Ne denir ki daha?
Kendi halinde çoğal dur şimdi.
Ellerim ceplerimden çıkmaz,
Kapşonum kafamdan.
Ölü dedem görür belki halimi tutar elimden de götürür.
Ben bir tek orada çalışırım ve usanırım.
Dedim ya ben sana gelmekten usanmam da,
Sen trene bilet almayı unutmuşsun da
En sonuncuyu da kaçırmışsın gibi...
Fethedilmiş hissederken ben, fatihi göremedim.
Oysa kolay değildir bu ivmeyle düşen bir hayatın evrenine bayrak dikmek.
Ruhumdaki yaraların güçlülüğünün şerefine.
Bir türkü tutturmuşum da mezar taşımla oturup ölmüşüm bu gece.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)