25 Temmuz 2012 Çarşamba

Şekersiz Çay ve Bir Çanta Dolusu Umut

Karlarla kaplı bir güneş peşindeyiz,
Süreksiz, gidip gelen bir düzeniz biz.
Ufacık bir karmaşa ile bağlıyız birbirimize,
Ateş ile Barut, Kürk ile Para gibi.
Yediremesekte birbirimize...

Yine aynı saldayız,
Bir sağa bir sola sallanıp,
Bekliyoruz sadece kramplarımıza batan düzenleri.
Ya kalkıp gideriz bu okyanustan,
Ya bizi çekip alırlar umutsuzluklar.

Dibe batarız, bataklığa batarız erzaksız,
Sıcak olmayan demli çay gibiyiz
Bir de şekerimiz eksik.
Umutlarla dolu işe yaramaz bir çanta ile.
Gidiyoruz erimeyen karlar ile kaplı bir güneş peşindeyiz.

Beklentisi olmayan insanlar,
Beklenmezler.

Ertelenir onlar.
Yarın, yarın ve yarına.
Oysa ki beklentiler,
Bugünde, yarın da kalırlar.

Sallanıyoruz şu an bir kalbin fay hattı gibi,
Bir sancı bir araya attı bizi.
Hiç düşmesek keşke.
Gözlerinin mavi olmayan okyanusundan,
Aynı saldayız.
Birbirimize düşman olarak aynı saftayız.
Aynı saf...
Aynı saf ve eşsiz bir insan gibi.
Mürekkebi dolu olan yüz binler gibi.

Bu salda

Mürekkepsiz insanlar dolmazlar.
Onlar atılırlar.
Yarın, yarın ve yarına,
Oysa umutlar,
Bugünde, yarın da kalırlar.

19 Temmuz 2012 Perşembe

Metrodaki mutlu tinerci


Hayatınızı metro gibi düşünün,
İlk durak çocukluk,
Bu dönemde olması gereken insanlardan uyuyanlar veya durağını kaçıranlar kalacaklar "Merak etmeyin durağı fark edene kadar."

İkinci durak ergenlik,
Bu dönemde çevrenizde çok insan olacak korkmayın, çoğunun metroya binmeye parası bile olmayacak.

Üçüncü durak olgunlaşma diyelim,
Burada karakteriniz yavaş yavaş yerine gelecek oturacak, müzik tarzınızı bulacaksınız, insan tercihlerinizi düzelteceksiniz ve kendinizi tanıyacaksınız.

Dördüncü durakta bakmışsınız ki teker teker insanlar siliniyor ve yokluklarını çekmeye başlamışsınız, onlar olmadan canınız acıyor.
"Sadece siz öyle sanıyorsunuz."

Daha benimde durup görmek istediğim bir sürü durak var
Benim metrom ise hala hareket ediyor.
Fakat şunun farkındayım,
Son durakta bir bakmışsınız ki tahta bir şeyin içindesiniz ve yalnızsınız.

16 Temmuz 2012 Pazartesi

Zaman zehirlidir, seni etkisine aldığında kaçamazsın.



Zaman zehirlidir çünkü,
Eskide sevdiklerinizi elinizden alır.
Huzura giderken bekleme silahı ile yolunuzu keser.
Boğazınızı düğümler o geçtikçe siz düğümlenirsiniz.
Yenileri getirir her şey oldukça düzgün iken.
Hepimiz onun yönettiği bir düzendeyiz.
Ne zaman olumlu ne zaman olumsuz düşüneceğinizi zaman belirler.
Karanlığın ne zaman etrafınızı saracağınızı bilemezsiniz ama o bilir.
Fikirlerinizin yerini bile o seçer,

O zehirlidir,
Gördüğünüzde boğazınıza yapışsanız dahi o devam eder,
Yaktığınız gemileri tekrar suya indirebilir.

Zaman güveninizi çalabilir.

Üstü kaplı her şeyin sebebi zamandır.
Onlar da gün geçtikçe tozların altında silinir.
Her şey kum gibi akıp gider yakalayamazsın
Arkadan bakıp keşkelere mahrum bırakır zaman.

Zaman zehirlidir, seni etkisine aldığında kaçamazsın.

Bugün burada kesmek zorundayım, çünkü inanın çok bunaldım, kağıt ile kalemi elime almaktan bile sıkılmış durumdayım ve zaman bana zehrini enjekte etmeye devam ediyor.
Hiç durmayacak gibi...

7 Temmuz 2012 Cumartesi

Uzaktasın.

Şu an uzaktasın, dudağıma değmeyecek nikotin gibi,
Dünyanın ufuklarından bir iple atlamak, ve beklemek
Umutları def etmeden beklemek, sahipsiz bir serap gibi.
Ne gelecekleri bellidir insanların, ne de seni terk edeceği zaman.
Umarım olmaz, belki saygı görmessin ama adın da bükülmez.

Zaman, çocukluğumdaki kum taneleri, sayısını bilemeyeceğim kadar az.
Kılıcını çekemeyecek kadar korkak ve bir o kadar da asabiyim.
Göremeyeceklerime doğru ufkunu bilmeyen bir gemiyim ben.
Yelkenleri yırtık, hırsıyla yol almaya çalışan ama başaramayan...
"İnsan kendine güvenince kazanır."
Hayır!
İnsan sadece kendine güvenirse kaybeder.
Çünkü,
Değişip düzelmesi gereklidir
En dibe düşen hep yukarıya bakar.
Çıkamayacağı,
Göremeyeceği bir yukarıya bakar.
O istemez yukarıda olmayı,
Dibe batmanın verdiği umutsuzluk,
Bir bataklık gibi içine çekecektir,
Geçen her saniye.


Şu an kalemimi bataklıktan çıkartıyorum.
Kurumuş mürekkebine bakıp,
Sarmaşıklarımı kaybediyorum.
Üstünü tozlarla kapattığım her şey bir cenk peşindeler.
Aklımın yenilerine doğru.
Çatlak dudakların söyleyemediğini söylüyorlar.
Biz geçmedik hala üstümüz tozlarla kaplı olsa da.
Eskilerimin peşindeyim ben kapalı bir nazım eşliğinde.


Mürekkebi biten bir insanın çaresizliğinden kurtulup
Yeni bir gün peşindeyim,
Ve sen
Dudaklarıma değmeyecek bir nikotin gibi uzaktasın.

Tıpkı insanlık gibi,
Ölmedin,
Ama uzaktasın işte.

Konuşamıyorum,
Sanki fikirlerim beynime düğümlendi.
Üzgünde değilim, ama mizacımı da değiştiremedim.
Sen huzuruma düşen ilk kar tanesi oldun.
Huzur benim için cennetten değerlidir.
Ve sen,
İlk kar tanesisin.

Bir yaz ayındayız
Sen hayatıma yardım edemeyecek kadar uzaktasın.
Çocukluğum kadar,
Kırdığım mısralarla
Ağlamaya çalışıpta güldüğüm çocukluğum kadar.
Gülmeyi unutamadığım zamanlar kadar.
Uzaktasın.
Kalbime zarar veripte yardım edemeyecek kadar.


Kenetlenen dudaklarımdan dökülecek kelimelerdin sen,
Kimse çıkaramayacak seni, ben istemeden desem de,
Bunu çözmeyi bir tek sen hak ediyorsun.
Ama uzaktasın bana,
Başaramayacağım bir hayal kadar.
Başaramayacağım bir...

"Gülmek gibi içten olan bir "fikir" ile henüz tanışamadım."

Şimdiye kadar canını içten içe yakan uzaklık kadar.
Kavramını hayatımda hiç duymadım fakat,
Uzaktasın işte
Uzak nasıl yakınlaştırılır ki?
Bilinmez değil mi?
İşte benimki de böyle bir şey.
Ufku bilinmeyen bir gemiyim ben.
Uzaklarımı ben bile bilmiyorum.
Öğreninceye kadar,
Uzaktasın işte.
Ufkumu öğreninceye kadar...

6 Temmuz 2012 Cuma

Beyin nöronlarıyla tasarım.

Saat gecenin 01:12'i uzun zamandır takılmadığım şu lanet gökyüzüne tekrar uçmam gerektiğini düşünüp mürekkebi biten kalemime bir "hoh" çektim.

Yollardayım, sizin bilmediğiniz çakıllı, pürüzlü, hatta dikeni bol yollarda. Tek amacımsa benim yapamadığım şeyleri anlatıp sizi yola sokmak. Bir nevi "BEYİN NÖRONLARINA TASARIM."

Tek taraflı düşüncenin etkisinde genişlettiğiniz hayatlarınıza 2. düşünce olarak göründüğüm içindir ki hep 2. plana atıldım. Kalbinizle hareket ettiğiniz için yokmuşum gibi davrandınız bana hep unuttunuz kullanmayı. Bensiz mutlu musunuz boş kafayla?
Düzensiz, düşünce fakiri bir kafaya saman bile girse utanır.
Samana hakaret etmekten çekinmem.

Büyüyün artık be, beyinsiz olmak insanlığınızı yok eder, insanın farkı dünyayı değiştirebilecek olan beyindir. Onu kullanmazsanız, bataklık yaratıklarından farkınız kalmaz.
Dr. House der ki;
-Elinde bir beyin ile- "Use it!"


Eğer bir tanrı olsaydım ben, hangi dinin olursa olsun,
"Tek taraflı düşünen beyne karşı çıkardım."
Öyle bir şey yok, senin beynin bile 2 lop be. Ben öyle uyuşuk beyinleri kaldırabilecek bir uyartıyım, bir çimdik belki tam kafatasının içine.

Ön yargınızım ben bir o kadar katı, bir o kadar da sert.
Beyninizin içinde yankılana dursun, gerçi kullanmayı denediniz mi bilmiyorum da?
Beni asla yıkamazsınız, beni asla yıkamazsınız!
Çünkü ben özel gücü "üşengeçlik" olan bir süper kahramanım ve beynimi kullanmaktan çekinmem.