Yıkık kadere güçlensin diye sapladığım miğferlerden,
Gülümseyen topraktan, süzülen damlalar gibi,
Gün geçtikçe sefilliğin beynindeki timör dilin,
Bir o kadar sakin, sert ve kibirli.
Bir okkalı tokat hissi, uyandığında gökkuşağının
En pislik rengi, en temiz beddua gibi yani,
Olmadığını hissedip, tırnaklarını kanatmak misali.
Beklediğim bu çaresizlik bulduğum gibi değil.
Şaşkın olmak bir nevi, durulup tekrar, rüzgar olup gürlemek.
Ölümün boynundaki bir öpücük sanki,
Kargaşanın getirdiği kalabalıksız bir süvari gibi,
Atını dizginlemek peşinden koşmak uçsuz bi patikanın.
Güneşten bir tutam koku alan ağaç kadar sahipsiz,
Yorgun bedenim dinç ruhuma katildir.
Soy ağacının betimsizliği gibi belki.
Anlamlara yeni anlamlar betimledim.
Çuvallar dolusu huzur, kafasında kulaklık,
Değişik yelkenlerle arafına yelken açıp.
Bırakıp gitmek, geri dönmeyerek.
Ödül vermek toprağa nefesini tekrar içine çekmeyerek.
Tekrar lirizme yönelmek belki atılan kurşunların yaraladığı yara,
Kaç kadının peşinden yasaklı ruhların tekrar dirilişi.
Eskilerin gelmeyeceği gibi,
Aldığın nefes bile içinde değişir,
Tıpkı sen gibi.
İnsanlar gibi.
Duygusuz olmak en içten gülücüklerle,
Sükunetin içinden katmerli güneşlerde.
Yanmadan yürümek, en soğuk kutuplarda.
Yanmadan yürümek, teninin çığlıklarında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder