Etten ve kemikten bir salıncaktayım,
İrkilir kanım bir sıcaklığın dibinde,
Terketmemek için bir şehri,
Ruhumun nefeslerini mi kırmalıyım?
Bir kuş kadar özgür umudum,
Bir taklacı sazan kadar sabırlı.
Aklımın en üstünde açılamayan bi sandık.
En derinindeyim hayatın mezarlığının,
Yine en derine gömdüm gülümsemeleri.
Kitabın mürekkebiyle dolan bir mutluluğun küçük sebebiyim.
Umutların dibi kararmış, duygular bir nevi yastık görevi görür.
Serbest bir şairim ben bütün nazımların ekseninde.
İmgelerin serseriliği ile kaplı şiirsiz düzenler.
Uzaktan izliyorum geçen uykusuzları, kalplerindeki müptelalığı.
Teker teker gelin be teker teker gelin mürekkepsiz insanlar.
Etten ve kemikten bir salıncaktayım
Benim gibi çok insan var bu salıncağın düzeninde.
Kalemim düzensiz olmanın üstünde bir kahraman belki
Özel gücü anlamsızlık.
Sadece bana özel bir anlam hakkı.
Salıncağın en ücrasında ise bir gizem saklı.
Eşsiz.
Esme ey rüzgar, hareket etme...
Tekrar sarsın beni sarmaşık, etkisi olmayan imgelerin gün ışığına.
Yüklemsiz bir cümle gibiyim ufkum yok galiba
Sonumda bir üç nokta var
etkisizim sarmaşıklarım olmadan.
Esme ey rüzgar, hareket etmesin kuşkularım.
Ve uzun zamandır eksenindeyim bu salıncağın.
Uykusuzluk okyanusunda bir küçük çakıl tanesiyim ben.
Diğer kumların arasında kaybolmuş ama hala kendine farklı.
Diz çöker aklım, diz çöker okyanusun önünde.
Ama başım hala dik, hala düşmedi.
Etten kemikten bir salıncağın üzerindeyim.
Atlıyorum ufuklarından.
Saldım kendimi, sarmaşıksız özgürlüğe.
Bozuk tuşlarına basarak umudun.
Kopmuş bir salıncağın üzerindeyim tüm şekilsizliğimle.
Uğrunda ölmek istiyorum yetmiş yaşında bir bebeğin.
Yeniden doğmuş bir ihtiyarım çünkü.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder