29 Nisan 2012 Pazar

Binlerce Robot , Özgür , İnsan

Okuduğum binlerce ,özgür, insan biyografisinde gördüm ki, hiçbirimiz o biyografidekiler dahil, özgür değiliz.

Nedir peki "Özgürlük"?

Her istediğini yapmak mı özgürlük?
Her istediğini yaptırmak mı?

"Aslında özgür değilsin, ben bile özgür değilim ki..
Sana nasıl özgürlükten bahsedeyim?

Hepinizin siyasal görüşü bile başkasına bağlıyken, gelir ve giderleriniz, düşünce tarzınız veya yaşam biçiminiz.
"Böyle değil aslında ben dışarıdaki çoğu kişiye göre daha özgürüm." diyorsundur elbet.

Sana "tek tip yaşam" vaad ediliyor. Sende bir sazan gibi atlıyorsun. Tek tip bir yaşam demekte yanlış olur aslında. Tek tip bir özgürlük!

Robot gibi programlanıyorsun yok oluşun etkisinde.
Hiçbir şey yapmıyorsun kılın kıpırdamıyor.
Yaşayan bir ölü gibisin ama hala özgürlük benim hakkım diyorsun çılgın çocuk seni ^.^

Nedir peki özgürlük senin için?

Kafes ardına kadar açıkken içine zincirlendiğini bilmeden, kaçmak için çaba harcamak mı?
Beynini fethedenlere karşı gelmektir özgürlük.
Benliğini yaratmak için, yenilmek için verdiğin savaştır. Yenilmek için!

Fiilen olmasa da fikren yenilirsin özgür olmayanlara, özgür bir yaşam sarfedemeyenlere."

Sen başkalarının stratejileriyle savaşıyorsun!

Olur olmaz fikirlerin içinde, başkalarının programladığı, derini başkalarına bağışlamak için dünyaya gözlerini açmışken neyin özgürlüğü bu?
Kime kanıtlıyorsun bunu küçük koyun?

Git ve işini yap zincirlerini kıramadan bulunduğun kafeste çabala.

"Barış için savaşmak namuslu olmak için düzüşmeye benzer!"

Özgürlük mü? Delinin zoruna bak demiştin değil mi içinden?

Peki sen ne yaptın özgürlük için?
Senin görüntünde gözüne düştüğü gibi dünyaya ters. Hiçbir şey yapamazsın.

Savaşabilir misin? Çalışabilir misin peki?
Ya da yaşabilir misin?
Sadece özgürlük için yaşayabilir misin?

Ölü gibi katı fikirlerin varken,
Boş bir kafada başka fikir yankılanırken,
İdeolojini bile başka birine benzetirken,
İdol olmak yerine "Robot" olurken?

Sana soruyorum,
Derini programlandığın sahibine bağışlamak için dünyaya geldiğini bilmeden.

Özgür müsün?
Özgürlüğün anlamını bilmeden yaşayan  milyarlarca insan gibi "Robot , özgür , insansın."

19 Nisan 2012 Perşembe

Eski Zamanların Arkasından Sövmek

Eski zamanların arkasından konuşuyorsan,
Ya geç kalmışsındır bu dünyada,
Ya da bir yanını tamamlayacak mucizeyi arıyorsundur.

Gözlerini kapamadan sabrının ilk damlası düşer yere, gelmeyeceğini bile bile.
Son damlanın peşinde izini bırakmışsın içinde bir şey yazmayan notların en dibine.
Zindan değil belki ama kilitlisin hapislerin derinine.
Zehirliyor seni dakikalardan damarlarına kum taneleri.
Her geçen dakika gidiyorsun yoksunluğa doğru.


Üstünü tozlarla örttüğüm her şey değerli benim için,
Üstünü tozlarla örtemediğim bir geçmişin arkasından sövmek kadar değerliler.
Geçen vakitleri yakalayabilecek olsam durdururdum onları halbuki onlar,
70 yıllık karı-kocanın ayrılması kadar kederliler.


Eski dostlar da benim için geçen zaman kadar değerliler.

8 Nisan 2012 Pazar

Etten Kemikten Bir Salıncağın Üzerindeyim.


Etten ve kemikten bir salıncaktayım,
İrkilir kanım bir sıcaklığın dibinde,
Terketmemek için bir şehri,
Ruhumun nefeslerini mi kırmalıyım?
Bir kuş kadar özgür umudum,
Bir taklacı sazan kadar sabırlı.

Aklımın en üstünde açılamayan bi sandık.
En derinindeyim hayatın mezarlığının,
Yine en derine gömdüm gülümsemeleri.
Kitabın mürekkebiyle dolan bir mutluluğun küçük sebebiyim.
Umutların dibi kararmış, duygular bir nevi yastık görevi görür.
Serbest bir şairim ben bütün nazımların ekseninde.
İmgelerin serseriliği ile kaplı şiirsiz düzenler.
Uzaktan izliyorum geçen uykusuzları, kalplerindeki müptelalığı.
Teker teker gelin be teker teker gelin mürekkepsiz insanlar.



Etten ve kemikten bir salıncaktayım
Benim gibi çok insan var bu salıncağın düzeninde.
Kalemim düzensiz olmanın üstünde bir kahraman belki
Özel gücü anlamsızlık.


Sadece bana özel bir anlam hakkı.
Salıncağın en ücrasında ise bir gizem saklı.

Eşsiz.
Esme ey rüzgar, hareket etme...
Tekrar sarsın beni sarmaşık, etkisi olmayan imgelerin gün ışığına.


Yüklemsiz bir cümle gibiyim ufkum yok galiba
Sonumda bir üç nokta var
etkisizim sarmaşıklarım olmadan.
Esme ey rüzgar, hareket etmesin kuşkularım.
Ve uzun zamandır eksenindeyim bu salıncağın.


Uykusuzluk okyanusunda bir küçük çakıl tanesiyim ben.
Diğer kumların arasında kaybolmuş ama hala kendine farklı.
Diz çöker aklım, diz çöker okyanusun önünde.
Ama başım hala dik, hala düşmedi.



Etten kemikten bir salıncağın üzerindeyim.
Atlıyorum ufuklarından.
Saldım kendimi, sarmaşıksız özgürlüğe.
Bozuk tuşlarına basarak umudun.
Kopmuş bir salıncağın üzerindeyim tüm şekilsizliğimle.

Uğrunda ölmek istiyorum yetmiş yaşında bir bebeğin.
Yeniden doğmuş bir ihtiyarım çünkü.