Şu an 18 yaşındayım ve çevremde güzel insanlar olduğu gibi bayat ekmeğe benzeyen insanlar da var.
Bazıları küflenecekler ki yavaş yavaş düşünce küfü olmaya başlıyorlar.
Bazılarının da daha zamanı var biraz daha bekleyip köfte yapımı için kullanılmaya başlanacaklar.
Neden mi bayat ekmek?
Çünküsü şu;
Kırılmaktan başka çaresi yok.
Elinden gelen şey ise sadece beklemek.
Peki neyi beklemek?
Emek verilmemiş bir huzuru mu?
Hayır, düzgün bir huzur için sertleşmeyi.
Sert görünmeyi…
Bayat ekmek dokundun mu kırılmaya endekslidir, bölünür. Kırıklarını temizlemeye çalışırsın ama o kırılmaktan usanmaz.
Artık zamanı geçmiş bir insandır, mürekkebi kuruyan bir kalem gibi.
Fikirleri küflenmeye doğru… Dilim varmıyor. Bir
insan küflü fikirlerle nasıl hayatını sürdürebilir? Oysa bayat ekmek
bile olsa işe yaramaya çalışmalıdır. Bekleyerek, beklemeyi düşünerek. “İmkansız” mı bayat ekmeğin işe yaraması?
-Evet. “Sadece bugünün imkanları ile.”
Bekle sen eski sertliğini kazanmak için bekle, söylenilenlere aldırma.
“Beklemek, dibe batmanın en kolay yoludur.” YALAN!
Eğer hayat bir bataklıksa,
Ne kadar çırpınırsan o kadar batarsın.
Her geçen gün bir zarar verecekler sana sen kaçmak isteyeceksin,
Oysa ki mürekkepsiz bir insanın verdiği zarar, bir doğum lekesi gibi sürekli yanında kalacaktır.
Kırılıp dökülüyorsun bayat ekmek, her dokunan bir iz bırakıyor sana,
Her dokunanın arkasından bir kırık kalıyor geriye ve sen onu temizleyecek birini bekliyorsun. Evet sanırım hayatındaki “Eksik Bir Şey” bu. Temizleyecek biri yok ve uçsuz bucaksız gökyüzüne kaçıyor her parçan geri toplanmamak üzere.
Sertleşip ideal peşine koyulsan bile, “Sen işe yaramazsın!” diyecekler sana. Evet doğru sen yumuşak halinle işe yaramayansın.
Sertleşmiş bir bayat ekmek ol, yumuşak ve kırılgan olanların aksine
sen güçlü olmayı dene. Seni küflendirmek isteyenlere de aldırma. Onlar bir kadının önünü kapatan kahkül gibidir ama kurtulmak kolaydır.
Sert bir bayat ekmek çok işe yarar,
Sert olmayı dene.
Bekleyerek, beklemeyi düşünerek.
Belki gözükmeyen bir köşede…
Belki de tatsız kalacak siz olmadan o köfte.
Tatsız, tutsuz bir köfteye tat katmak için,
Sertliği beklemeniz dileğiyle.
3 Aralık 2012 Pazartesi
15 Ağustos 2012 Çarşamba
Kafası Yosunlu Adamın Göremeyeceği Güney
Zyunmandanov, Japon ile Rus karması bir gençti, onun görüşleri apayrıydı.
Bir sloganı vardı onun,
"Beyinde at gözlüğü olanlar yakın o gözlüğü şimdi."
Neden böyle diyordu bilinmezdi aslında fikri boyundan aşkındı.
Kendi kasabasında kendi halinde bir suratsızdı o.
"Kıçını kaldırmaktan acizdi."
Markus'un çetesine o da üyeydi, elebaşı değildi ama hakkı geçerdi.
-Hangi çete olduğunu söyleyemeyiz ama tek suçları farklı düşünmekti.
Morumsu kozalağına pavyon direği taktırmaya çalışmıştı bu onu göze batan bir kişilik haline getirdi ve insanların tepkisini çekmeye başladı.
Sanırım tanıdınız Zyunmandanov'u.
Kafası yosunlu insanlara bir tepkiydi o hep söylenip dururdu.
-Beni anlamayacaksınız! Anlamayacaksınız tabii ki...
Belki de deliydi o diğer insanlara göre.
Ya size göre?
Hayır değil tabii ki de. O;
Kafası yosunlu adamın göremeyeceği güney tarafı.
Kıçınızın hissettiği bağsur acısı, kafanıza gelen sert çimdik.
Ters köşeye yatıran penaltı ustası ve takımını sevmeyen teknik direktör.
Bağırıyor size hep bağırıyor ama siz "önyargı" denen toz pembe boxerın peşindesiniz duyamıyorsunuz.
Kafanızın içi algılıyor onu sanki o 25. kare mesajı.
-Geberin ulan Vâ'nc-ûdî insanlar.
Hoşanka denen bir cehennemde onun bağırdığı insanlardan olmayın.
Kafanızın içini yaşamayın kafanızın içini tasarlayın.
Beyin nöronlarınız dünyanın en büyük tasarım merkezidir.
Şu an Zyunmandov'u öldürmeyi düşünüyorsunuz fakat o beyninizin kahramanı.
Nöronlarınızı düşünmeye iten adam.
Sırıtıyor size Nescafe ile.
-Bu arada Nescafe'yi ödeyecek param yok.
İnsanlar yoktan bir şey var edemez deniliyor fakat,
Vâ'nc-ûdî insanlar fikir üretebiliyor.
Vâ'nc-ûdî insanları def edin.
Onlar artık yoklar.
Bir idealin peşinde değilseniz,
At gözlüklerinizi yakın.
Beyin kıvrımlarınıza girecek yeni fikirlerin şerefine...
Sevgilerle, Zyunmandanov'un kalem çırağı.
Bir sloganı vardı onun,
"Beyinde at gözlüğü olanlar yakın o gözlüğü şimdi."
Neden böyle diyordu bilinmezdi aslında fikri boyundan aşkındı.
Kendi kasabasında kendi halinde bir suratsızdı o.
"Kıçını kaldırmaktan acizdi."
Markus'un çetesine o da üyeydi, elebaşı değildi ama hakkı geçerdi.
-Hangi çete olduğunu söyleyemeyiz ama tek suçları farklı düşünmekti.
Morumsu kozalağına pavyon direği taktırmaya çalışmıştı bu onu göze batan bir kişilik haline getirdi ve insanların tepkisini çekmeye başladı.
Sanırım tanıdınız Zyunmandanov'u.
Kafası yosunlu insanlara bir tepkiydi o hep söylenip dururdu.
-Beni anlamayacaksınız! Anlamayacaksınız tabii ki...
Belki de deliydi o diğer insanlara göre.
Ya size göre?
Hayır değil tabii ki de. O;
Kafası yosunlu adamın göremeyeceği güney tarafı.
Kıçınızın hissettiği bağsur acısı, kafanıza gelen sert çimdik.
Ters köşeye yatıran penaltı ustası ve takımını sevmeyen teknik direktör.
Bağırıyor size hep bağırıyor ama siz "önyargı" denen toz pembe boxerın peşindesiniz duyamıyorsunuz.
Kafanızın içi algılıyor onu sanki o 25. kare mesajı.
-Geberin ulan Vâ'nc-ûdî insanlar.
Hoşanka denen bir cehennemde onun bağırdığı insanlardan olmayın.
Kafanızın içini yaşamayın kafanızın içini tasarlayın.
Beyin nöronlarınız dünyanın en büyük tasarım merkezidir.
Şu an Zyunmandov'u öldürmeyi düşünüyorsunuz fakat o beyninizin kahramanı.
Nöronlarınızı düşünmeye iten adam.
Sırıtıyor size Nescafe ile.
-Bu arada Nescafe'yi ödeyecek param yok.
İnsanlar yoktan bir şey var edemez deniliyor fakat,
Vâ'nc-ûdî insanlar fikir üretebiliyor.
Vâ'nc-ûdî insanları def edin.
Onlar artık yoklar.
Bir idealin peşinde değilseniz,
At gözlüklerinizi yakın.
Beyin kıvrımlarınıza girecek yeni fikirlerin şerefine...
Sevgilerle, Zyunmandanov'un kalem çırağı.
25 Temmuz 2012 Çarşamba
Şekersiz Çay ve Bir Çanta Dolusu Umut
Karlarla kaplı bir güneş peşindeyiz,
Süreksiz, gidip gelen bir düzeniz biz.
Ufacık bir karmaşa ile bağlıyız birbirimize,
Ateş ile Barut, Kürk ile Para gibi.
Yediremesekte birbirimize...
Yine aynı saldayız,
Bir sağa bir sola sallanıp,
Bekliyoruz sadece kramplarımıza batan düzenleri.
Ya kalkıp gideriz bu okyanustan,
Ya bizi çekip alırlar umutsuzluklar.
Dibe batarız, bataklığa batarız erzaksız,
Sıcak olmayan demli çay gibiyiz
Bir de şekerimiz eksik.
Umutlarla dolu işe yaramaz bir çanta ile.
Gidiyoruz erimeyen karlar ile kaplı bir güneş peşindeyiz.
Beklentisi olmayan insanlar,
Beklenmezler.
Ertelenir onlar.
Yarın, yarın ve yarına.
Oysa ki beklentiler,
Bugünde, yarın da kalırlar.
Sallanıyoruz şu an bir kalbin fay hattı gibi,
Bir sancı bir araya attı bizi.
Hiç düşmesek keşke.
Gözlerinin mavi olmayan okyanusundan,
Aynı saldayız.
Birbirimize düşman olarak aynı saftayız.
Aynı saf...
Aynı saf ve eşsiz bir insan gibi.
Mürekkebi dolu olan yüz binler gibi.
Bu salda
Mürekkepsiz insanlar dolmazlar.
Onlar atılırlar.
Yarın, yarın ve yarına,
Oysa umutlar,
Bugünde, yarın da kalırlar.
Süreksiz, gidip gelen bir düzeniz biz.
Ufacık bir karmaşa ile bağlıyız birbirimize,
Ateş ile Barut, Kürk ile Para gibi.
Yediremesekte birbirimize...
Yine aynı saldayız,
Bir sağa bir sola sallanıp,
Bekliyoruz sadece kramplarımıza batan düzenleri.
Ya kalkıp gideriz bu okyanustan,
Ya bizi çekip alırlar umutsuzluklar.
Dibe batarız, bataklığa batarız erzaksız,
Sıcak olmayan demli çay gibiyiz
Bir de şekerimiz eksik.
Umutlarla dolu işe yaramaz bir çanta ile.
Gidiyoruz erimeyen karlar ile kaplı bir güneş peşindeyiz.
Beklentisi olmayan insanlar,
Beklenmezler.
Ertelenir onlar.
Yarın, yarın ve yarına.
Oysa ki beklentiler,
Bugünde, yarın da kalırlar.
Sallanıyoruz şu an bir kalbin fay hattı gibi,
Bir sancı bir araya attı bizi.
Hiç düşmesek keşke.
Gözlerinin mavi olmayan okyanusundan,
Aynı saldayız.
Birbirimize düşman olarak aynı saftayız.
Aynı saf...
Aynı saf ve eşsiz bir insan gibi.
Mürekkebi dolu olan yüz binler gibi.
Bu salda
Mürekkepsiz insanlar dolmazlar.
Onlar atılırlar.
Yarın, yarın ve yarına,
Oysa umutlar,
Bugünde, yarın da kalırlar.
19 Temmuz 2012 Perşembe
Metrodaki mutlu tinerci
Hayatınızı metro gibi düşünün,
İlk durak çocukluk,
Bu dönemde olması gereken insanlardan uyuyanlar veya durağını kaçıranlar kalacaklar "Merak etmeyin durağı fark edene kadar."
İkinci durak ergenlik,
Bu dönemde çevrenizde çok insan olacak korkmayın, çoğunun metroya binmeye parası bile olmayacak.
Üçüncü durak olgunlaşma diyelim,
Burada karakteriniz yavaş yavaş yerine gelecek oturacak, müzik tarzınızı bulacaksınız, insan tercihlerinizi düzelteceksiniz ve kendinizi tanıyacaksınız.
Dördüncü durakta bakmışsınız ki teker teker insanlar siliniyor ve yokluklarını çekmeye başlamışsınız, onlar olmadan canınız acıyor.
"Sadece siz öyle sanıyorsunuz."
Daha benimde durup görmek istediğim bir sürü durak var
Benim metrom ise hala hareket ediyor.
Fakat şunun farkındayım,
Son durakta bir bakmışsınız ki tahta bir şeyin içindesiniz ve yalnızsınız.
16 Temmuz 2012 Pazartesi
Zaman zehirlidir, seni etkisine aldığında kaçamazsın.
Zaman zehirlidir çünkü,
Eskide sevdiklerinizi elinizden alır.
Huzura giderken bekleme silahı ile yolunuzu keser.
Boğazınızı düğümler o geçtikçe siz düğümlenirsiniz.
Yenileri getirir her şey oldukça düzgün iken.
Hepimiz onun yönettiği bir düzendeyiz.
Ne zaman olumlu ne zaman olumsuz düşüneceğinizi zaman belirler.
Karanlığın ne zaman etrafınızı saracağınızı bilemezsiniz ama o bilir.
Fikirlerinizin yerini bile o seçer,
O zehirlidir,
Gördüğünüzde boğazınıza yapışsanız dahi o devam eder,
Yaktığınız gemileri tekrar suya indirebilir.
Zaman güveninizi çalabilir.
Üstü kaplı her şeyin sebebi zamandır.
Onlar da gün geçtikçe tozların altında silinir.
Her şey kum gibi akıp gider yakalayamazsın
Arkadan bakıp keşkelere mahrum bırakır zaman.
Zaman zehirlidir, seni etkisine aldığında kaçamazsın.
Bugün burada kesmek zorundayım, çünkü inanın çok bunaldım, kağıt ile kalemi elime almaktan bile sıkılmış durumdayım ve zaman bana zehrini enjekte etmeye devam ediyor.
Hiç durmayacak gibi...
7 Temmuz 2012 Cumartesi
Uzaktasın.
Şu an uzaktasın, dudağıma değmeyecek nikotin gibi,
Dünyanın ufuklarından bir iple atlamak, ve beklemek
Umutları def etmeden beklemek, sahipsiz bir serap gibi.
Ne gelecekleri bellidir insanların, ne de seni terk edeceği zaman.
Umarım olmaz, belki saygı görmessin ama adın da bükülmez.
Zaman, çocukluğumdaki kum taneleri, sayısını bilemeyeceğim kadar az.
Kılıcını çekemeyecek kadar korkak ve bir o kadar da asabiyim.
Göremeyeceklerime doğru ufkunu bilmeyen bir gemiyim ben.
Yelkenleri yırtık, hırsıyla yol almaya çalışan ama başaramayan...
"İnsan kendine güvenince kazanır."
Hayır!
İnsan sadece kendine güvenirse kaybeder.
Çünkü,
Değişip düzelmesi gereklidir
En dibe düşen hep yukarıya bakar.
Çıkamayacağı,
Göremeyeceği bir yukarıya bakar.
O istemez yukarıda olmayı,
Dibe batmanın verdiği umutsuzluk,
Bir bataklık gibi içine çekecektir,
Geçen her saniye.
Şu an kalemimi bataklıktan çıkartıyorum.
Kurumuş mürekkebine bakıp,
Sarmaşıklarımı kaybediyorum.
Üstünü tozlarla kapattığım her şey bir cenk peşindeler.
Aklımın yenilerine doğru.
Çatlak dudakların söyleyemediğini söylüyorlar.
Biz geçmedik hala üstümüz tozlarla kaplı olsa da.
Eskilerimin peşindeyim ben kapalı bir nazım eşliğinde.
Mürekkebi biten bir insanın çaresizliğinden kurtulup
Yeni bir gün peşindeyim,
Ve sen
Dudaklarıma değmeyecek bir nikotin gibi uzaktasın.
Tıpkı insanlık gibi,
Ölmedin,
Ama uzaktasın işte.
Konuşamıyorum,
Sanki fikirlerim beynime düğümlendi.
Üzgünde değilim, ama mizacımı da değiştiremedim.
Sen huzuruma düşen ilk kar tanesi oldun.
Huzur benim için cennetten değerlidir.
Ve sen,
İlk kar tanesisin.
Bir yaz ayındayız
Sen hayatıma yardım edemeyecek kadar uzaktasın.
Çocukluğum kadar,
Kırdığım mısralarla
Ağlamaya çalışıpta güldüğüm çocukluğum kadar.
Gülmeyi unutamadığım zamanlar kadar.
Uzaktasın.
Kalbime zarar veripte yardım edemeyecek kadar.
Kenetlenen dudaklarımdan dökülecek kelimelerdin sen,
Kimse çıkaramayacak seni, ben istemeden desem de,
Bunu çözmeyi bir tek sen hak ediyorsun.
Ama uzaktasın bana,
Başaramayacağım bir hayal kadar.
Başaramayacağım bir...
"Gülmek gibi içten olan bir "fikir" ile henüz tanışamadım."
Şimdiye kadar canını içten içe yakan uzaklık kadar.
Kavramını hayatımda hiç duymadım fakat,
Uzaktasın işte
Uzak nasıl yakınlaştırılır ki?
Bilinmez değil mi?
İşte benimki de böyle bir şey.
Ufku bilinmeyen bir gemiyim ben.
Uzaklarımı ben bile bilmiyorum.
Öğreninceye kadar,
Uzaktasın işte.
Ufkumu öğreninceye kadar...
Dünyanın ufuklarından bir iple atlamak, ve beklemek
Umutları def etmeden beklemek, sahipsiz bir serap gibi.
Ne gelecekleri bellidir insanların, ne de seni terk edeceği zaman.
Umarım olmaz, belki saygı görmessin ama adın da bükülmez.
Zaman, çocukluğumdaki kum taneleri, sayısını bilemeyeceğim kadar az.
Kılıcını çekemeyecek kadar korkak ve bir o kadar da asabiyim.
Göremeyeceklerime doğru ufkunu bilmeyen bir gemiyim ben.
Yelkenleri yırtık, hırsıyla yol almaya çalışan ama başaramayan...
"İnsan kendine güvenince kazanır."
Hayır!
İnsan sadece kendine güvenirse kaybeder.
Çünkü,
Değişip düzelmesi gereklidir
En dibe düşen hep yukarıya bakar.
Çıkamayacağı,
Göremeyeceği bir yukarıya bakar.
O istemez yukarıda olmayı,
Dibe batmanın verdiği umutsuzluk,
Bir bataklık gibi içine çekecektir,
Geçen her saniye.
Şu an kalemimi bataklıktan çıkartıyorum.
Kurumuş mürekkebine bakıp,
Sarmaşıklarımı kaybediyorum.
Üstünü tozlarla kapattığım her şey bir cenk peşindeler.
Aklımın yenilerine doğru.
Çatlak dudakların söyleyemediğini söylüyorlar.
Biz geçmedik hala üstümüz tozlarla kaplı olsa da.
Eskilerimin peşindeyim ben kapalı bir nazım eşliğinde.
Mürekkebi biten bir insanın çaresizliğinden kurtulup
Yeni bir gün peşindeyim,
Ve sen
Dudaklarıma değmeyecek bir nikotin gibi uzaktasın.
Tıpkı insanlık gibi,
Ölmedin,
Ama uzaktasın işte.
Konuşamıyorum,
Sanki fikirlerim beynime düğümlendi.
Üzgünde değilim, ama mizacımı da değiştiremedim.
Sen huzuruma düşen ilk kar tanesi oldun.
Huzur benim için cennetten değerlidir.
Ve sen,
İlk kar tanesisin.
Bir yaz ayındayız
Sen hayatıma yardım edemeyecek kadar uzaktasın.
Çocukluğum kadar,
Kırdığım mısralarla
Ağlamaya çalışıpta güldüğüm çocukluğum kadar.
Gülmeyi unutamadığım zamanlar kadar.
Uzaktasın.
Kalbime zarar veripte yardım edemeyecek kadar.
Kenetlenen dudaklarımdan dökülecek kelimelerdin sen,
Kimse çıkaramayacak seni, ben istemeden desem de,
Bunu çözmeyi bir tek sen hak ediyorsun.
Ama uzaktasın bana,
Başaramayacağım bir hayal kadar.
Başaramayacağım bir...
"Gülmek gibi içten olan bir "fikir" ile henüz tanışamadım."
Şimdiye kadar canını içten içe yakan uzaklık kadar.
Kavramını hayatımda hiç duymadım fakat,
Uzaktasın işte
Uzak nasıl yakınlaştırılır ki?
Bilinmez değil mi?
İşte benimki de böyle bir şey.
Ufku bilinmeyen bir gemiyim ben.
Uzaklarımı ben bile bilmiyorum.
Öğreninceye kadar,
Uzaktasın işte.
Ufkumu öğreninceye kadar...
6 Temmuz 2012 Cuma
Beyin nöronlarıyla tasarım.
Saat gecenin 01:12'i uzun zamandır takılmadığım şu lanet gökyüzüne tekrar uçmam gerektiğini düşünüp mürekkebi biten kalemime bir "hoh" çektim.
Yollardayım, sizin bilmediğiniz çakıllı, pürüzlü, hatta dikeni bol yollarda. Tek amacımsa benim yapamadığım şeyleri anlatıp sizi yola sokmak. Bir nevi "BEYİN NÖRONLARINA TASARIM."
Tek taraflı düşüncenin etkisinde genişlettiğiniz hayatlarınıza 2. düşünce olarak göründüğüm içindir ki hep 2. plana atıldım. Kalbinizle hareket ettiğiniz için yokmuşum gibi davrandınız bana hep unuttunuz kullanmayı. Bensiz mutlu musunuz boş kafayla?
Düzensiz, düşünce fakiri bir kafaya saman bile girse utanır.
Samana hakaret etmekten çekinmem.
Büyüyün artık be, beyinsiz olmak insanlığınızı yok eder, insanın farkı dünyayı değiştirebilecek olan beyindir. Onu kullanmazsanız, bataklık yaratıklarından farkınız kalmaz.
Dr. House der ki;
-Elinde bir beyin ile- "Use it!"
Eğer bir tanrı olsaydım ben, hangi dinin olursa olsun,
"Tek taraflı düşünen beyne karşı çıkardım."
Öyle bir şey yok, senin beynin bile 2 lop be. Ben öyle uyuşuk beyinleri kaldırabilecek bir uyartıyım, bir çimdik belki tam kafatasının içine.
Ön yargınızım ben bir o kadar katı, bir o kadar da sert.
Beyninizin içinde yankılana dursun, gerçi kullanmayı denediniz mi bilmiyorum da?
Beni asla yıkamazsınız, beni asla yıkamazsınız!
Çünkü ben özel gücü "üşengeçlik" olan bir süper kahramanım ve beynimi kullanmaktan çekinmem.
Yollardayım, sizin bilmediğiniz çakıllı, pürüzlü, hatta dikeni bol yollarda. Tek amacımsa benim yapamadığım şeyleri anlatıp sizi yola sokmak. Bir nevi "BEYİN NÖRONLARINA TASARIM."
Tek taraflı düşüncenin etkisinde genişlettiğiniz hayatlarınıza 2. düşünce olarak göründüğüm içindir ki hep 2. plana atıldım. Kalbinizle hareket ettiğiniz için yokmuşum gibi davrandınız bana hep unuttunuz kullanmayı. Bensiz mutlu musunuz boş kafayla?
Düzensiz, düşünce fakiri bir kafaya saman bile girse utanır.
Samana hakaret etmekten çekinmem.
Büyüyün artık be, beyinsiz olmak insanlığınızı yok eder, insanın farkı dünyayı değiştirebilecek olan beyindir. Onu kullanmazsanız, bataklık yaratıklarından farkınız kalmaz.
Dr. House der ki;
-Elinde bir beyin ile- "Use it!"
Eğer bir tanrı olsaydım ben, hangi dinin olursa olsun,
"Tek taraflı düşünen beyne karşı çıkardım."
Öyle bir şey yok, senin beynin bile 2 lop be. Ben öyle uyuşuk beyinleri kaldırabilecek bir uyartıyım, bir çimdik belki tam kafatasının içine.
Ön yargınızım ben bir o kadar katı, bir o kadar da sert.
Beyninizin içinde yankılana dursun, gerçi kullanmayı denediniz mi bilmiyorum da?
Beni asla yıkamazsınız, beni asla yıkamazsınız!
Çünkü ben özel gücü "üşengeçlik" olan bir süper kahramanım ve beynimi kullanmaktan çekinmem.
16 Haziran 2012 Cumartesi
Yanmadan Yürümek
Yıkık kadere güçlensin diye sapladığım miğferlerden,
Gülümseyen topraktan, süzülen damlalar gibi,
Gün geçtikçe sefilliğin beynindeki timör dilin,
Bir o kadar sakin, sert ve kibirli.
Bir okkalı tokat hissi, uyandığında gökkuşağının
En pislik rengi, en temiz beddua gibi yani,
Olmadığını hissedip, tırnaklarını kanatmak misali.
Beklediğim bu çaresizlik bulduğum gibi değil.
Şaşkın olmak bir nevi, durulup tekrar, rüzgar olup gürlemek.
Ölümün boynundaki bir öpücük sanki,
Kargaşanın getirdiği kalabalıksız bir süvari gibi,
Atını dizginlemek peşinden koşmak uçsuz bi patikanın.
Güneşten bir tutam koku alan ağaç kadar sahipsiz,
Yorgun bedenim dinç ruhuma katildir.
Soy ağacının betimsizliği gibi belki.
Anlamlara yeni anlamlar betimledim.
Çuvallar dolusu huzur, kafasında kulaklık,
Değişik yelkenlerle arafına yelken açıp.
Bırakıp gitmek, geri dönmeyerek.
Ödül vermek toprağa nefesini tekrar içine çekmeyerek.
Tekrar lirizme yönelmek belki atılan kurşunların yaraladığı yara,
Kaç kadının peşinden yasaklı ruhların tekrar dirilişi.
Eskilerin gelmeyeceği gibi,
Aldığın nefes bile içinde değişir,
Tıpkı sen gibi.
İnsanlar gibi.
Duygusuz olmak en içten gülücüklerle,
Sükunetin içinden katmerli güneşlerde.
Yanmadan yürümek, en soğuk kutuplarda.
Yanmadan yürümek, teninin çığlıklarında.
2 Haziran 2012 Cumartesi
1 Mayıs 2012 Salı
BEN ÇANAKKALEYİM!
Memlekette
yetişecek alnı ak her fidana!
Burası Çanakkale,
Yıllar önce
cehaletin başına vurulan
Giyotin
efsanesinin yazıldığı yer.
Ben, topa tüfeğe
karşı, göğsünü geren Mehmetçik,
18 Mart
efsanesinin kahramanlarından.
Ben cehaleti
toprağa gömmüşken,
Siz, uyandırmaya
çalışmayın.
Hâlâ toprağın
altında atan kalbim,
“Vatana helal
olsun canım.” diyen yüreğim var.
Sizde bunu
görememek çok acı,
Bunu umut
etmemiştim ölürken.
"Geldikleri
gibi giderler!" diyen komutanın önderliğinde
Ölüme düştüm
bedenen.
"Kınalı
kuzum" diye sevilirken, alnımı kana bulayan ben.
Annem, kardeşim,
sizler rahat edin diye...
Boşaymış sanki
şimdi, verdiğiniz kararları görünce.
Elizabethler,
Ocean'lar Agamemnon'lar diz çöktü önümüzde.
Rotası belli
olmayan gemiler, eğildi imanın önünde!
Hepsi denizin
derinliklerinde bekliyorlar sanki.
Tekrar
dizilecekler önünüze ve tekrar isteyecekler "Çanakkale'yi!"
Toprağın altında
hâlâ siperde gibiyim, ruhumla vatanı savunmak için.
Ellerim tüfeğimde,
kınalı.
Ben ölmedim, hâlâ
destandayım.
Duymuyor musunuz
beni?
Ben tarihte
yaşıyorum, vatana sevdalı.
Çürüyen kemiklerimin de dediği gibi "Vakit artık çok geç!"
Vakit artık çok geç olmadan,
Uyan hadi genç!
Sen de ölmüş olamazsın!
Uyan! Uyan ki
sussun cehalet!
Düşman Çanakkale'yi
geçmeye çalışıyor,
Düşman
Çanakkale'ye geçmeye çalışıyor!
Kim miyim ben?
Ben "Nusret
Mayın Gemisiyim."
Ben "Kınalı
Kuzusuyum tüm milletin."
Ben "Sabah
kahvaltı etmeden akşam yemek yemeden siperdeki genç Mehmetçiğim."
Ben "Kalbi
atan bir şehidim toprak altında."
Ben "Onbaşı
Seyit'im. ÖZGÜRLÜĞÜN KAHRAMANI!"
Ben
"Ölümsüzlüğün destanını yazmış bir TÜRK ASKERİYİM!"
Ben "Tüm
gücüyle yüklenip düşmanın
Geçemediği
ÇANAKKALE’YİM!"
29 Nisan 2012 Pazar
Binlerce Robot , Özgür , İnsan
Okuduğum binlerce ,özgür, insan biyografisinde gördüm ki, hiçbirimiz o biyografidekiler dahil, özgür değiliz.
Nedir peki "Özgürlük"?
Her istediğini yapmak mı özgürlük?
Her istediğini yaptırmak mı?
"Aslında özgür değilsin, ben bile özgür değilim ki..
Sana nasıl özgürlükten bahsedeyim?
Hepinizin siyasal görüşü bile başkasına bağlıyken, gelir ve giderleriniz, düşünce tarzınız veya yaşam biçiminiz.
"Böyle değil aslında ben dışarıdaki çoğu kişiye göre daha özgürüm." diyorsundur elbet.
Sana "tek tip yaşam" vaad ediliyor. Sende bir sazan gibi atlıyorsun. Tek tip bir yaşam demekte yanlış olur aslında. Tek tip bir özgürlük!
Robot gibi programlanıyorsun yok oluşun etkisinde.
Hiçbir şey yapmıyorsun kılın kıpırdamıyor.
Yaşayan bir ölü gibisin ama hala özgürlük benim hakkım diyorsun çılgın çocuk seni ^.^
Nedir peki özgürlük senin için?
Kafes ardına kadar açıkken içine zincirlendiğini bilmeden, kaçmak için çaba harcamak mı?
Beynini fethedenlere karşı gelmektir özgürlük.
Benliğini yaratmak için, yenilmek için verdiğin savaştır. Yenilmek için!
Fiilen olmasa da fikren yenilirsin özgür olmayanlara, özgür bir yaşam sarfedemeyenlere."
Sen başkalarının stratejileriyle savaşıyorsun!
Olur olmaz fikirlerin içinde, başkalarının programladığı, derini başkalarına bağışlamak için dünyaya gözlerini açmışken neyin özgürlüğü bu?
Kime kanıtlıyorsun bunu küçük koyun?
Git ve işini yap zincirlerini kıramadan bulunduğun kafeste çabala.
"Barış için savaşmak namuslu olmak için düzüşmeye benzer!"
Özgürlük mü? Delinin zoruna bak demiştin değil mi içinden?
Peki sen ne yaptın özgürlük için?
Senin görüntünde gözüne düştüğü gibi dünyaya ters. Hiçbir şey yapamazsın.
Savaşabilir misin? Çalışabilir misin peki?
Ya da yaşabilir misin?
Sadece özgürlük için yaşayabilir misin?
Ölü gibi katı fikirlerin varken,
Boş bir kafada başka fikir yankılanırken,
İdeolojini bile başka birine benzetirken,
İdol olmak yerine "Robot" olurken?
Sana soruyorum,
Derini programlandığın sahibine bağışlamak için dünyaya geldiğini bilmeden.
Özgür müsün?
Özgürlüğün anlamını bilmeden yaşayan milyarlarca insan gibi "Robot , özgür , insansın."
Nedir peki "Özgürlük"?
Her istediğini yapmak mı özgürlük?
Her istediğini yaptırmak mı?
"Aslında özgür değilsin, ben bile özgür değilim ki..
Sana nasıl özgürlükten bahsedeyim?
Hepinizin siyasal görüşü bile başkasına bağlıyken, gelir ve giderleriniz, düşünce tarzınız veya yaşam biçiminiz.
"Böyle değil aslında ben dışarıdaki çoğu kişiye göre daha özgürüm." diyorsundur elbet.
Sana "tek tip yaşam" vaad ediliyor. Sende bir sazan gibi atlıyorsun. Tek tip bir yaşam demekte yanlış olur aslında. Tek tip bir özgürlük!
Robot gibi programlanıyorsun yok oluşun etkisinde.
Hiçbir şey yapmıyorsun kılın kıpırdamıyor.
Yaşayan bir ölü gibisin ama hala özgürlük benim hakkım diyorsun çılgın çocuk seni ^.^
Nedir peki özgürlük senin için?
Kafes ardına kadar açıkken içine zincirlendiğini bilmeden, kaçmak için çaba harcamak mı?
Beynini fethedenlere karşı gelmektir özgürlük.
Benliğini yaratmak için, yenilmek için verdiğin savaştır. Yenilmek için!
Fiilen olmasa da fikren yenilirsin özgür olmayanlara, özgür bir yaşam sarfedemeyenlere."
Sen başkalarının stratejileriyle savaşıyorsun!
Olur olmaz fikirlerin içinde, başkalarının programladığı, derini başkalarına bağışlamak için dünyaya gözlerini açmışken neyin özgürlüğü bu?
Kime kanıtlıyorsun bunu küçük koyun?
Git ve işini yap zincirlerini kıramadan bulunduğun kafeste çabala.
"Barış için savaşmak namuslu olmak için düzüşmeye benzer!"
Özgürlük mü? Delinin zoruna bak demiştin değil mi içinden?
Peki sen ne yaptın özgürlük için?
Senin görüntünde gözüne düştüğü gibi dünyaya ters. Hiçbir şey yapamazsın.
Savaşabilir misin? Çalışabilir misin peki?
Ya da yaşabilir misin?
Sadece özgürlük için yaşayabilir misin?
Ölü gibi katı fikirlerin varken,
Boş bir kafada başka fikir yankılanırken,
İdeolojini bile başka birine benzetirken,
İdol olmak yerine "Robot" olurken?
Sana soruyorum,
Derini programlandığın sahibine bağışlamak için dünyaya geldiğini bilmeden.
Özgür müsün?
Özgürlüğün anlamını bilmeden yaşayan milyarlarca insan gibi "Robot , özgür , insansın."
19 Nisan 2012 Perşembe
Eski Zamanların Arkasından Sövmek
Eski zamanların arkasından konuşuyorsan,
Ya geç kalmışsındır bu dünyada,
Ya da bir yanını tamamlayacak mucizeyi arıyorsundur.
Gözlerini kapamadan sabrının ilk damlası düşer yere, gelmeyeceğini bile bile.
Son damlanın peşinde izini bırakmışsın içinde bir şey yazmayan notların en dibine.
Zindan değil belki ama kilitlisin hapislerin derinine.
Zehirliyor seni dakikalardan damarlarına kum taneleri.
Her geçen dakika gidiyorsun yoksunluğa doğru.
Üstünü tozlarla örttüğüm her şey değerli benim için,
Üstünü tozlarla örtemediğim bir geçmişin arkasından sövmek kadar değerliler.
Geçen vakitleri yakalayabilecek olsam durdururdum onları halbuki onlar,
70 yıllık karı-kocanın ayrılması kadar kederliler.
Eski dostlar da benim için geçen zaman kadar değerliler.
Ya geç kalmışsındır bu dünyada,
Ya da bir yanını tamamlayacak mucizeyi arıyorsundur.
Gözlerini kapamadan sabrının ilk damlası düşer yere, gelmeyeceğini bile bile.
Son damlanın peşinde izini bırakmışsın içinde bir şey yazmayan notların en dibine.
Zindan değil belki ama kilitlisin hapislerin derinine.
Zehirliyor seni dakikalardan damarlarına kum taneleri.
Her geçen dakika gidiyorsun yoksunluğa doğru.
Üstünü tozlarla örttüğüm her şey değerli benim için,
Üstünü tozlarla örtemediğim bir geçmişin arkasından sövmek kadar değerliler.
Geçen vakitleri yakalayabilecek olsam durdururdum onları halbuki onlar,
70 yıllık karı-kocanın ayrılması kadar kederliler.
Eski dostlar da benim için geçen zaman kadar değerliler.
8 Nisan 2012 Pazar
Etten Kemikten Bir Salıncağın Üzerindeyim.
Etten ve kemikten bir salıncaktayım,
İrkilir kanım bir sıcaklığın dibinde,
Terketmemek için bir şehri,
Ruhumun nefeslerini mi kırmalıyım?
Bir kuş kadar özgür umudum,
Bir taklacı sazan kadar sabırlı.
Aklımın en üstünde açılamayan bi sandık.
En derinindeyim hayatın mezarlığının,
Yine en derine gömdüm gülümsemeleri.
Kitabın mürekkebiyle dolan bir mutluluğun küçük sebebiyim.
Umutların dibi kararmış, duygular bir nevi yastık görevi görür.
Serbest bir şairim ben bütün nazımların ekseninde.
İmgelerin serseriliği ile kaplı şiirsiz düzenler.
Uzaktan izliyorum geçen uykusuzları, kalplerindeki müptelalığı.
Teker teker gelin be teker teker gelin mürekkepsiz insanlar.
Etten ve kemikten bir salıncaktayım
Benim gibi çok insan var bu salıncağın düzeninde.
Kalemim düzensiz olmanın üstünde bir kahraman belki
Özel gücü anlamsızlık.
Sadece bana özel bir anlam hakkı.
Salıncağın en ücrasında ise bir gizem saklı.
Eşsiz.
Esme ey rüzgar, hareket etme...
Tekrar sarsın beni sarmaşık, etkisi olmayan imgelerin gün ışığına.
Yüklemsiz bir cümle gibiyim ufkum yok galiba
Sonumda bir üç nokta var
etkisizim sarmaşıklarım olmadan.
Esme ey rüzgar, hareket etmesin kuşkularım.
Ve uzun zamandır eksenindeyim bu salıncağın.
Uykusuzluk okyanusunda bir küçük çakıl tanesiyim ben.
Diğer kumların arasında kaybolmuş ama hala kendine farklı.
Diz çöker aklım, diz çöker okyanusun önünde.
Ama başım hala dik, hala düşmedi.
Etten kemikten bir salıncağın üzerindeyim.
Atlıyorum ufuklarından.
Saldım kendimi, sarmaşıksız özgürlüğe.
Bozuk tuşlarına basarak umudun.
Kopmuş bir salıncağın üzerindeyim tüm şekilsizliğimle.
Uğrunda ölmek istiyorum yetmiş yaşında bir bebeğin.
Yeniden doğmuş bir ihtiyarım çünkü.
2 Mart 2012 Cuma
Filmlerdeki gibi mutlu bir son.
Dünyanın sonuna ulaşabileceğimi bilsem yapmak istediğim şeyi hayata geçirirdim.
Filmlerdeki gibi mutlu bir son bırakmak, ben bittiğimde insanların içlerinin huzurla dolması ve beni merak etmemeleri.
Bir o kadar mutlu olan da çıkar "oh gitti kurtulduk lanet kıçı kalkıktan." diyenleri de seviyorum hayatımda aslında.
Onlar olmasa bir anlamı kalmaz, iyilik yapmanın veya iyi bir insan gibi davranmanın. Onlar da iyi ki varlar.
"Dünyanın sonuna ulaşabileceğimi bilsem yapmak istediğim şeyi hayata geçirirdim.
Filmlerdeki gibi,
Mutlu bir son bırakmak,
Ben bittiğimde insanların içlerinin huzurla dolması ve beni merak etmemeleri."
Çokta zor değil aslında, elimden geldiğince barış için mücadele etmem gerekli, her insana gerektiği gibi davranmam,
Kalbini kırmamaya çalışmam, talihle düzeltmek için aramı nasıl olur?
"Mutlu son" onu bile bilmiyorum aslında.
Hayal ettiğim tek şey beni benimle bırakmayı gerektiğinde uzakta olsak ekip olduğumuzu hatırlatan insanları yüz üstü bırakmadan,
yolumu çizdiğim doğrultuda bitirmek.
"Benim için mutluluk misyonlarımın ötesine geçip insanlara misyon kurdurmak."
Belki sevgilimin kucağında ölürüm, yalnız ölmek benim ihtiyacım değil, yada uslanırım belki, babamla didişmeyi bırakıp
Bunu yaparsam saygı duyarlar belki bana düzgünlüğün ötesinde özgür ölür belki ruhum. "Kuşlar kadar özgür."
Diyetisyene yolum düşer belki mutlu olmak için göbeğimden vazgeçerim ya da ne bileyim yaparım bir şeyler.
Ama unutmam Banu hocamı artık, bana mutluluğu gösteren derslerini. :)
Filmlerde hep bir aracı çıkar ya mutlu sona ulaşmak için o da bana bunu sağladı. Emeğinin karşılığını veremem.
Şöyle bir söz verebilirim hocam size "SİZİN İÇİN VE KENDİM İÇİN ADIMI DUYURABİLDİĞİM KADAR DUYURURUM."
Burada da çelişki oldu aslında :D
Ama o aracının verdiği kuvvetle bulurum artık mutlu sonu.
Öldüğümde de "Gökyüzüne bakıp hatırlayın beni, çünkü ben sizi mutlu olarak orada hatırlıyor olurum.
Dostum, düşmanım, uzak kaldığım kalp sırdaşlarım hepiniz iyi ki varsınız.
"Dünyanın sonuna ulaşabileceğimi bilsem yapmak istediğim şeyi hayata geçirirdim.
Filmlerdeki gibi,
Mutlu bir son bırakmak,
Ben bittiğimde insanların içlerinin huzurla dolması ve beni merak etmemeleri."
Beni merak etmeyin hiçbir zaman. Ben dünyanın sonunu farklılıkla görüyorum zaten. Farklılıkla...
Filmlerdeki gibi mutlu bir son bırakmak, ben bittiğimde insanların içlerinin huzurla dolması ve beni merak etmemeleri.
Bir o kadar mutlu olan da çıkar "oh gitti kurtulduk lanet kıçı kalkıktan." diyenleri de seviyorum hayatımda aslında.
Onlar olmasa bir anlamı kalmaz, iyilik yapmanın veya iyi bir insan gibi davranmanın. Onlar da iyi ki varlar.
"Dünyanın sonuna ulaşabileceğimi bilsem yapmak istediğim şeyi hayata geçirirdim.
Filmlerdeki gibi,
Mutlu bir son bırakmak,
Ben bittiğimde insanların içlerinin huzurla dolması ve beni merak etmemeleri."
Çokta zor değil aslında, elimden geldiğince barış için mücadele etmem gerekli, her insana gerektiği gibi davranmam,
Kalbini kırmamaya çalışmam, talihle düzeltmek için aramı nasıl olur?
"Mutlu son" onu bile bilmiyorum aslında.
Hayal ettiğim tek şey beni benimle bırakmayı gerektiğinde uzakta olsak ekip olduğumuzu hatırlatan insanları yüz üstü bırakmadan,
yolumu çizdiğim doğrultuda bitirmek.
"Benim için mutluluk misyonlarımın ötesine geçip insanlara misyon kurdurmak."
Belki sevgilimin kucağında ölürüm, yalnız ölmek benim ihtiyacım değil, yada uslanırım belki, babamla didişmeyi bırakıp
Bunu yaparsam saygı duyarlar belki bana düzgünlüğün ötesinde özgür ölür belki ruhum. "Kuşlar kadar özgür."
Diyetisyene yolum düşer belki mutlu olmak için göbeğimden vazgeçerim ya da ne bileyim yaparım bir şeyler.
Ama unutmam Banu hocamı artık, bana mutluluğu gösteren derslerini. :)
Filmlerde hep bir aracı çıkar ya mutlu sona ulaşmak için o da bana bunu sağladı. Emeğinin karşılığını veremem.
Şöyle bir söz verebilirim hocam size "SİZİN İÇİN VE KENDİM İÇİN ADIMI DUYURABİLDİĞİM KADAR DUYURURUM."
Burada da çelişki oldu aslında :D
Ama o aracının verdiği kuvvetle bulurum artık mutlu sonu.
Öldüğümde de "Gökyüzüne bakıp hatırlayın beni, çünkü ben sizi mutlu olarak orada hatırlıyor olurum.
Dostum, düşmanım, uzak kaldığım kalp sırdaşlarım hepiniz iyi ki varsınız.
"Dünyanın sonuna ulaşabileceğimi bilsem yapmak istediğim şeyi hayata geçirirdim.
Filmlerdeki gibi,
Mutlu bir son bırakmak,
Ben bittiğimde insanların içlerinin huzurla dolması ve beni merak etmemeleri."
Beni merak etmeyin hiçbir zaman. Ben dünyanın sonunu farklılıkla görüyorum zaten. Farklılıkla...
10 Ocak 2012 Salı
Üstünlüğün Kime?
Atatürk'ün Kurtuluş Savaşındaki yeri bir rolden ibaret değildi. O hiç bir senaristin, yönetmenin veya devlet adamının yazamayacağı bir tarih yazdı.
Cahil halkı uyandıran çalar saat görevi görürken karşısında duran düşmanlar ve gafletin de nefesini kesen keskin bir giyotindi o. Öyle bir giyotindi ki karşısına çıkanlar onun bu giyotin zekasına öldükten sonra bile hayran kalırlardı. Öldükten sonra bile.
Şimdi ben dahil herkes ülkesi için atıp tutmayı bilirken, ülkesi için gereken çoğu şeyi yerine getirmiyor, elimize bir şeker gibi verilmiş saçma sapan şeylerle uğraşıyoruz hepimiz. Ama bu: "Çocuk Esirgeme Kurumu'ndaki bir çocuğun elindeki kadar" mutlu ediyor bizi ondan ötesi yok. Olamayacak veya kesin bir ifadeyle olamayacak!
Biz başkalarının ekseninde takılan, onların düşünceleriyle hür olan bi millet olarak git gide çökeceğiz bu bataklığın en dibine hareket edip çırpınarak daha da düşeceğiz birbirimize düştüğümüz gibi. Şu an birbirinin geleceği için can vermiş olan insanlara bile saygı duyulmazken "Biz hürüz arkadaşım." diye tek taraflı beyinsiz yobazlar var ve onlar yüzünden mehteranın tam tersi yönde hareket ediyoruz 1 ileri 3 geri 2 ileri 5 geri başladığımız yerden bile gerideyiz artık...
Muhtaç olduğum kudret benim damarlarımda, zekayı da kullanıyorum ve karşı geliyorum her şeye tüm bilinmişliğiyle tüm dengesizliğiyle. Silaha, savaşa, kana.
Herkesin eşit olduğu bi dünyada sen kimin üstünlüğünü kime kanıtlıyorsun arkadaş?
Cahil halkı uyandıran çalar saat görevi görürken karşısında duran düşmanlar ve gafletin de nefesini kesen keskin bir giyotindi o. Öyle bir giyotindi ki karşısına çıkanlar onun bu giyotin zekasına öldükten sonra bile hayran kalırlardı. Öldükten sonra bile.
Aslında keskin bir giyotin değildi Atatürk, o bir uyku hapıydı sadece cehaleti bir süre uyutup bizi uyandırırken şimdi ise hepimiz tekrar uykuya doğru gidiyoruz. Ebedi bir uykuya doğru...
Şimdi ben dahil herkes ülkesi için atıp tutmayı bilirken, ülkesi için gereken çoğu şeyi yerine getirmiyor, elimize bir şeker gibi verilmiş saçma sapan şeylerle uğraşıyoruz hepimiz. Ama bu: "Çocuk Esirgeme Kurumu'ndaki bir çocuğun elindeki kadar" mutlu ediyor bizi ondan ötesi yok. Olamayacak veya kesin bir ifadeyle olamayacak!
Biz başkalarının ekseninde takılan, onların düşünceleriyle hür olan bi millet olarak git gide çökeceğiz bu bataklığın en dibine hareket edip çırpınarak daha da düşeceğiz birbirimize düştüğümüz gibi. Şu an birbirinin geleceği için can vermiş olan insanlara bile saygı duyulmazken "Biz hürüz arkadaşım." diye tek taraflı beyinsiz yobazlar var ve onlar yüzünden mehteranın tam tersi yönde hareket ediyoruz 1 ileri 3 geri 2 ileri 5 geri başladığımız yerden bile gerideyiz artık...
Muhtaç olduğum kudret benim damarlarımda, zekayı da kullanıyorum ve karşı geliyorum her şeye tüm bilinmişliğiyle tüm dengesizliğiyle. Silaha, savaşa, kana.
Herkesin eşit olduğu bi dünyada sen kimin üstünlüğünü kime kanıtlıyorsun arkadaş?
Bırak şimdi ben ayıyım ben dayıyım ayaklarını sen Atatürkün seni uyandırdığı uykuya tekrar dalan cahilin önde gidenisin.
Sen üstünlüğünü kendinden önce cehalete karşı kanıtla ki uyanmış ol ebedi cehalet uykusundan...
Çünkü seni uyandıran o çalar saat önder artık başında değil!
Düşünceleri hala keskin bir giyotin ve nefesi cahilliğin ensesinde!
Huzur içinde yat MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, ben ve benim gibi uyanan gençler hala izindeyiz senin!
2 Ocak 2012 Pazartesi
Zincirleme İnsan Tamlaması.
Karşılık alamasam da ip gibi dizilin ve dinleyin şimdi beni. Yosun tutmuş aklınızın kuzeye doğru dimdik gitmesine karşın ben o hiç göremeyeceğiniz güney tarafını anlatıyorum size.
Hepiniz sürü psikolojisi peşinde koşan "O olmazsa ben olmam"cı düşüncelerine bağlı başkası tarafından güdülen aptal koyunlarsınız. Tüm kalbimle söylüyorum bunu tamamıyla inanarak! Siz başkası bir işe kalkışmadan o doğruyu kendiniz bulamayacak kadar sığ düşünceli koyunlar, benim iç dünyamda Rocky, rüzgar bile yön veremez sizin küçük filikanıza. Aksine savrulur gidersiniz ne olduğu belirsiz rüzgarların etkisinde.
Sizin gibi binlerce filika bağlı birbirine sürünün içinde, rüzgar öndekini nereye iterse sizde onun tarafına doğru gidiyorsunuz. "Belirtili veya belirtisiz rotan neresi olursa olsun, büyük sürünün peşindesin küçük koyun."
Ben patlamaya hazır bi bomba gibiyim ve hepinizi havaya uçuracağım.
Ben patlamaya hazır bir bomba gibiyim,
Koyunlar gibi değil aksi olan birisi,
Ya yünlüdür bu koyunlar kolpa giyinir,
Ben bu topluluğun aksi taraflı delisi.
Kimse düşünemez benim gibi demiyorum,
Benim gibisi sayılı bundan emin olun.
Hani şöyle bir şey benim zihnim,
Siz gelen ordular ben Çanakkale Gelibolu.
Senin ruhun yokken patron der "Al maaşı."
Hayatının sonu kasabın bıçağı saplaması.
Yakındığım çevremde özgürlüğün kalmaması
Herkes birbirine bağlı "Zincirleme İnsan Tamlaması."
Hepiniz sürü psikolojisi peşinde koşan "O olmazsa ben olmam"cı düşüncelerine bağlı başkası tarafından güdülen aptal koyunlarsınız. Tüm kalbimle söylüyorum bunu tamamıyla inanarak! Siz başkası bir işe kalkışmadan o doğruyu kendiniz bulamayacak kadar sığ düşünceli koyunlar, benim iç dünyamda Rocky, rüzgar bile yön veremez sizin küçük filikanıza. Aksine savrulur gidersiniz ne olduğu belirsiz rüzgarların etkisinde.
Sizin gibi binlerce filika bağlı birbirine sürünün içinde, rüzgar öndekini nereye iterse sizde onun tarafına doğru gidiyorsunuz. "Belirtili veya belirtisiz rotan neresi olursa olsun, büyük sürünün peşindesin küçük koyun."
Ben patlamaya hazır bi bomba gibiyim ve hepinizi havaya uçuracağım.
Ben patlamaya hazır bir bomba gibiyim,
Koyunlar gibi değil aksi olan birisi,
Ya yünlüdür bu koyunlar kolpa giyinir,
Ben bu topluluğun aksi taraflı delisi.
Kimse düşünemez benim gibi demiyorum,
Benim gibisi sayılı bundan emin olun.
Hani şöyle bir şey benim zihnim,
Siz gelen ordular ben Çanakkale Gelibolu.
Senin ruhun yokken patron der "Al maaşı."
Hayatının sonu kasabın bıçağı saplaması.
Yakındığım çevremde özgürlüğün kalmaması
Herkes birbirine bağlı "Zincirleme İnsan Tamlaması."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)