Bu dünyada toprağa karışma hissine o kadar bağlı hissediyorum ki, artık zamanın akması bile benim uyumama yeterli geliyor. Her geçen gün hırsımın bir kısmını kaybediyorum. Ne yapacağımı, nasıl başaracağımı bilmiyorum. Birinin beni bu bataklıktan çıkarmak istemediğinin farkındayım. Tek başıma kalmanın benim hislerime bir faydası yok. Hayatıma aldığım her yeni parametre benim köklerimi daha çok buraya bağlıyor. İnsanları parametrelerden ibaret görmeyi bıraktığımdan beri benliğimi hatırlamıyorum. Birkaç yüz miligram ilaç ile benlik sorgulamak saçmalık zaten. Tedavisiz, terapisiz yaşamak zorunda olduğum bir hayatım var. Ailemin uyguladığı psikolojik şiddet beni değersiz bir paçavra hibi hissettiriyor. Ne yapsam bu histen kurtulamayacağımı biliyorum nasıl olsa konfor alanında uyumaktan başka çözüm yolu bulamıyorum. Tanıdığım herkes çoktan yolunu düzeltmişken köprünün kenarında aşağı sarkıyorum. Özgürlük serbest bırakırsam gelecek gibi ama o zaman da geride kalanlar karanlıkta yaşayacak. Ben artık olmamış bir şekilde varım. Olacak gücüm de yok. Burası bir bataklık ben içine çeksin diye çırpınıyor gibi bile davranamıyorum. Çırpınmadan yavaşça boğulmak istiyorum artık. Fazla kafein, ritalin, anti depresan, anti psikotik hiçbiri beni geri getirmiyor ve getirmeyecek. Kendim olarak savaşmadan gideceğim. Ne eksik ne fazla bir şey olamadan. Neyim varsa var, ki hiçbir şeyim de yok. Ne düzgün bir kariyer, ne düzgün bir insan ilişkisi. Kendim olarak yok oluyorum. En azından kendimim gibi düşünüyorum ama değilim sanırım. Tekrardan söylemek istiyorum birkaç yüz miligram ilaç alırken benlik yaratmak çok zor. Ölüm kolay bir çıkış yolu ve olması gereken o gibi. Değişmeyen saatin etkisiyle yok olmanın şerefine yatıyorum bugün.
Özgür bir düşünce için
21 Şubat 2022 Pazartesi
22 Temmuz 2021 Perşembe
Zyunmandanov'un kalem çırağı kendi kendine düşünürken karalama defterine bitik kalemiyle yazdığı şeyleri geçmiş zamanda bir inceledi. Mekan-zaman konusunda bir kopmadan olsa gerek enerji ekseninde bir durağanlık hissedip cümleler içinde kayboluyordu. Sebebini araştırırken aklını da kaybetmeye başladığını fark etti ve defterine yeni notlar almaya başladı.
Dünyanın 9 ay boyunca kendi ekseninde döndüğünü unutmuştum. Bir gün olsun dünyevi işlerle kavga yaşamadan yaşarken dünyanın eksen eğikliği dahil canımı sıkmadan yediğim, içtiğim her şeyin dilimdeki o pigmentlere çarpması farklı kimyasal reaksiyonlar vermiş olsa gerek, çıkan ürünler daha önce hissetmediğim bir keyif verdi. Ciğerlerime aldığım oksijen bile beni zehirlemiyor, aksine kendimi toparladım diyebiliyor ve klorofile sahip olacak şekilde evrileceğimi düşünüp dünyaya yararlı olma sözüme hiç sekmeden devam ediyordum. Evrimsel bir hatadan dolayı sinapsların bağlantılarında hep sorun yaşayacağını bildiğim halde, bunu göz ardı ettim. Sanki hiç bitmeyecek bir döngünün içinde kaybolmaktan cesur bir şekilde kaçtım. Kafamdaki kaybeden sesler korosu sustu, hatta gariptir onlar bile bana yardımcı olmaya çalışıyordu. Evrenin genişlemesi durup vakum etkisi başlayana kadar içine çökecek olan her şeyi unutmuştum. O etki bir Temmuz günü geldi, elinde olmayan sebeplerle ciğerine dolan mürekkep tıkanmış, kalbim bir anda gerekenden fazla kan pompalayarak damar yollarını açmaya çalışıyordu. Kalem çırağı uzun zaman sonra kendisini hissetmeye başlamışken güneşin yansıyan ışınlarından keyif aldığını düşünüyordu. Renk körü olduğu için anlayamadığı renkleri görebilme hissinde kendini kaybetmişken kaleminin mürekkeple dolacağı hiç aklına bile gelmedi.
Ellerinin titremesinden yazamamaya başladığında bir sigara yakıp düşündü. Geçen sefer ateşsiz kaldığının farkında olduğu için yanında fazlaca çakmak taşımaya başlamıştı. Bileğinin de düzeldiğini bildiği için yürümeye başladı. Olanlar fazla anlamsızdı, dilindeki pigmentler de öldüğüne göre pek bir amacının olmadığını hissettiği için fonksiyonlarını tamamen kapatmak amacıyla çevresinde bulduğu en karanlık maddeleri bir masanın üstüne dizdi ve hangisinin onu nemli toprağa ivedilikle göndereceğini araştırırken dışarıdan bir ses onu bu histen alıkoydu. "En azından o renkleri tekrardan görmek için, pigmentlerin yeniden canlandırmak için savaşmaya devam et!" diye bağırışlar duyduğundan beri yaşamının amacını buna adamıştı. Başaramadı, başaramayacaktı.
Düşündü, kendim olmayı başarabiliyorken rol yapmaya dönecek olmam beni delirtiyor. Kafamdaki her şeyi tersine çevirdiği için güvenimi kaybettim. Son amacıyla koşturduğu yolun bir anda yerin altından çekilmesinin etkisiyle amacım parçalandı ve nefes almakla aramızdaki ilişki gereken potansiyeli aştığından yay kırıldı. Artık herhangi bir rüzgarın etkisiyle kalıcı keyif vericiler arayışında boğulacağımı biliyorum. Bunu sağlayan insanın da kafasından çıkmış olmak yayın yerine yeni bir tane koyabileceğim hissini de yok etti. Yırtık bir yelken taktığım saldaki bağlantılar yok oluyor ve ben anlamını taşıyamadığım okyanusun içinde sürükleniyorum. Öleceğimden kesinlikle eminim diye mekan-zamanla bağını koparıp rol yaptığı kişiliğine geri döndü.
Artık her şeyi balçıkla sıvayarak orada olmadığını farz edecekti bu onun için maddesel evrenden kopmak demekti ki bu korku listesindeki son maddeydi. Maddesel yaşamın sonuna gelen kalem çırağı geride kalan yörüngede yalpalayarak azot bakterilerine ya da fosil yakıta dönüşeceği günün hayaliyle yaşayacağı için keyifliydi. O dokuz aydan önce de istediği buydu ve içinde kaybolacağı döngünün bundan ibaret olduğunu yeniden anladı.
Kendi kalemiyle beyin fonksiyonlarına dolan karanlığı not etti.
Şu an maddesel dünyada varım ama kapladığım hacmi hak etmiyorum. Yaşamı devam ettirmeye eğilim göstermiyorum. Her gün zehirlenirken bir tek şunu söyleyebilirim.
Kum saatindeki taneleri tersine çevirdiğimde kaybolan süreyi durduramıyorum. Zaman denilen yanılgının içinde kayboldum. Bu karanlığın içinde tekrardan bir ışık kaynağı görebileceğime dair tüm nörotransmitterlerin varlığı da büyük bir yalan.
Bana hissettirdiğin her güzel şey için minnettarım. Eksik hayatımı tamamlayabileceğimi hissettirdiğin için teşekkür ederim.
Tümüyle varlığına alışık olduğum karanlıkta rol yaparken tekrar ışığın yansımasına doğru saçılmamak dileğiyle.
Rotasını belirleyemeyen bir mekanizmanın etkisindeyken...
Zyunmandanov'un Kalem Çırağı.
28 Ekim 2017 Cumartesi
Derin uykusundan uyanan Zyunmandanov boğazına saplanan ağrının ardından kuruluğu gidermek için bir bardak su içti. Amigdalasının esiri olmuştu adeta, bunun farkına varıp doğruldu yatağından. Yatak dediysek de bir çekyatta iki büklüm yatıyordu. Kalemini eline aldı ve oksitlenen yaşamına baktı. Eskisi gibi değildi hiçbir şey gördüklerine çarpan ışık elektronları uyandığında görülebilir bölgeye çarpmıyor olsa gerek monokromdu her şey. Sigarasını aldı eline, çakmak yoktu. Ocağa gidip yakmaya çalıştı Zyunmandanov. Tüp bitmişti. Bir insanın yokluğuna bakıp hayal kurmasına izin yoktu ve iğrenç hissettiriyordu dünya. Yürümeye başladı kapşonunu takıp. Yağmurun başladığını hissetti ve nefret ederdi yağmurdan. Bir şarkı takıldı diline. Bir etkinlikte duymuştu yanında olması gerektiği insanla beraber dinlemişlerdi. Her şeye kuşkucu bakış açısıyla yaklaşırken sinapsları arasında iletimi sağlayan nörotransmitterler adeta kaybolmuştu. Attığı her adım onu hissizleşmeye itiyordu. İçinden "bu histen kurtulmaya çalışırken bile heyecanlanıyorum" diye geçirdi. Bir kadındı aklında kalan, yanındayken miyelin kılıflardan elektriksel beri aktarımı dibe vuruyor, ışığın çarpmasıyla renkleri görebiliyordu. En son yaz aylarında yürüdüler beraber. "Her şeyin farkındayım, sesinin tonlaması, diksiyonu, saçlarında bulunan proteinlerin hareketleri. Her birini ezberlemek istiyorum." dedi. Kendi kendine hayatını olmayan birinin üstüne kurmuştu. Atomlarının alt parçacıkları onun yanında olma fikrine bağlı iplikler gibiydi, bu mümkün değildi. Rotası oydu fakat kara görünmüyordu. Çakmak aldı sonunda bir sigara yaktı. "Bir liste yapmalıyım, her şeyi düzeltmek için bir liste. Düzeltirken dinleyeceğim şarkıları belirlerim, yavaş yavaş emin adımlarla düzeltirim." derken düştü. Yağmurun ıslatması yetmiyormuş gibi bir de bileğini burkmuştu.
Neyse yerde kaldığı sürede düşündüklerini anlatayım.
"Bir gemideyim sanki, yol ona çıkacak, düşünmem gerekli. Yerden hiç kalkmazken elimi tutmasını beklemek saçma! Hay sikeyim, bu her şeye çalışan kafam keşke dursa. İki nötron yıldızı çarpıştı, yine onun yüzü ışık saçıyor. Günüm onun yüzüyle aydınlanıyor farkındayım. Buna takılan bir ahmak oldum çıktım. Eve geri dönmem gerek."
Kalkıp üstüne başına çeki düzen verdi. Nefret ettiği yağmura sövmekten düşünemiyordu. Biraz onu betimlemek isterim.
"Gözlerimde görüntüsünü ters olarak arkaya düşüren kısım dünyanın en işlevsel bölgesi. Çünkü onu görmek bir bakıma devrime ulaşmak gibi. Ses tellerinin titreşmesiyle moleküllerin ahenkle yayılması, hayatımın bütün kuramlarını alt üst ediyor. Elleriyle dokunması ise yeni doğmuş bebeğin annesine dokunması gibi saf ve temiz. Onun yanında fikirlerim ipini kaçırdığım bir uçurtma gibi sadece uzaktan bakabiliyorum. Kendimi kaybediyorum yine kendime gelme gerek." Bu işlem için çok geç olduğunun farkına vardı Zyunmandanov. Tekrar doğruldu ve bir sigara daha yaktı. Dalmıştı uzaklara.
"Bir gün bu güneş senin yanındayken doğacak, io gün ben motorumu maviliklere süreceğim. Arkama seni alıp denize karşı oturacağız. O gün beynimin bütün kimyasal reaksiyonlarına iste duyguyu tanıdınız diyeceğim. Senin yanındayım ya korkusuzca ekleyeceğim. "Yaa, Nazım güzel günler böyle olur." Evet, buna evrimin var olduğuna emin olduğum kadar eminim. Ben senin yanında var olacağım bir anka kuşu gibi tekrardan. Tekrar edeceğim korkmadan. "Yaa, Nazım güzel günler böyle olur!"
Kaleminin mürekkebinin bitmesiyle sigarasını da söndürdü. "Uyku vakti geldi artık" diye homurdandı ve yorganını üstüne çekti.
Saygılar Zyunmandanov'un kalem çırağı.
Neyse yerde kaldığı sürede düşündüklerini anlatayım.
"Bir gemideyim sanki, yol ona çıkacak, düşünmem gerekli. Yerden hiç kalkmazken elimi tutmasını beklemek saçma! Hay sikeyim, bu her şeye çalışan kafam keşke dursa. İki nötron yıldızı çarpıştı, yine onun yüzü ışık saçıyor. Günüm onun yüzüyle aydınlanıyor farkındayım. Buna takılan bir ahmak oldum çıktım. Eve geri dönmem gerek."
Kalkıp üstüne başına çeki düzen verdi. Nefret ettiği yağmura sövmekten düşünemiyordu. Biraz onu betimlemek isterim.
"Gözlerimde görüntüsünü ters olarak arkaya düşüren kısım dünyanın en işlevsel bölgesi. Çünkü onu görmek bir bakıma devrime ulaşmak gibi. Ses tellerinin titreşmesiyle moleküllerin ahenkle yayılması, hayatımın bütün kuramlarını alt üst ediyor. Elleriyle dokunması ise yeni doğmuş bebeğin annesine dokunması gibi saf ve temiz. Onun yanında fikirlerim ipini kaçırdığım bir uçurtma gibi sadece uzaktan bakabiliyorum. Kendimi kaybediyorum yine kendime gelme gerek." Bu işlem için çok geç olduğunun farkına vardı Zyunmandanov. Tekrar doğruldu ve bir sigara daha yaktı. Dalmıştı uzaklara.
"Bir gün bu güneş senin yanındayken doğacak, io gün ben motorumu maviliklere süreceğim. Arkama seni alıp denize karşı oturacağız. O gün beynimin bütün kimyasal reaksiyonlarına iste duyguyu tanıdınız diyeceğim. Senin yanındayım ya korkusuzca ekleyeceğim. "Yaa, Nazım güzel günler böyle olur." Evet, buna evrimin var olduğuna emin olduğum kadar eminim. Ben senin yanında var olacağım bir anka kuşu gibi tekrardan. Tekrar edeceğim korkmadan. "Yaa, Nazım güzel günler böyle olur!"
Kaleminin mürekkebinin bitmesiyle sigarasını da söndürdü. "Uyku vakti geldi artık" diye homurdandı ve yorganını üstüne çekti.
Saygılar Zyunmandanov'un kalem çırağı.
14 Mayıs 2017 Pazar
Başkası olarak kazanacağım zaferleri oldum olası sevmedim. Kendim olursam var olacakmış gibi hissettiğim için insanlara açık olmayı seçiyorum. Eğer karşıdaki değer verdiğim insan ise sözcüklerimi dikkatle seçerim. Kafamın içindeki seslere gün geçtikçe saygı duyuyorum. O seslerin söylediği şeyler gerçekleşiyor. -ki ben 180 derece farklı olmasını istiyorum.- Artık doğal seçilimde kaybolup gideceğimi bildiğim için günler pek faydalı geçmiyor. Bunlar kafamın içindeki sesleri yenmek için yazılmış dizeler tabii ki. Aslında bunlar değil defterdekiler.
Bunu hiçbir zaman övünmek için söylemedim. Mürekkebi kurumuş insanların içine kolonya koyup bir süre yazmalarını, düşünmelerini beklemek bir hataymış. Anladığım günden beri mürekkepten sterilize edilmiş şekilde yaşıyorum. Gündüzlerin anlamını yitirdiğini fark ettiğimden beri geceleri daha fazla CO2 tüketiyorum. Gerçi bugün bilgisayarıma "dünyanın en mutlu fotoğrafı" diye 2 güzel fotoğraf kaydettim. Biz mutlu hissediyorsak eğer dünyanın eksen eğikliği 23 dereceden fazla olur. Ekvatordan basılmış dünyamız tepsiye döner. Kafamızdan aşağıya dünyanın çekirdekteki sıvısından daha sıcak kaynar sular dökülür. Kendi kendini yenileyen polimerler dahi pes ederler. Biz her gün çabalamak zorunda mıyız?
Nefret hissini dizginlemeye çalıştığım her an daha da büyüyecek gibi.
Buradan itibaren hayranlık çıtasını 90'a çakmış bir insanın yanında bulunmuş olmanın gururu ile yazacağım.
Dişlerinin parıltısıyla majör depresif anlarımın aydınlandığını hissettim. Saçlarının her bir kıvrımını detaylı incelerken hayatımın eğikliğini o kıvrımlarla düzeltebilirmişim gibi. Görülecek güzel günler onun anlattıklarıyla mümkün sanki. Uzun zamandır Zyunmandanov böyle hissetmemişti. Kalem çırağı... Onunla geçirdiğimiz 8 saat 11 dakikanın anlamını anlatacak seviyede değil kalem çırağı. Mutasyona uğrayan fikirleri ve o sürede crossing-over ile parça değiştirdi saatler. Gözlüklerini taktığında dünyanın daha bir renkli olduğunu gördü. Onun gözleri de bakmıştı o gözlüklerden, tam hayatımın karanlığı gözlüklerden bulaşabilir diye düşünürken... Normalde uyumayan çırak uyuduğunda hayatın karanlığını kat kat bulaştırmıştı o gülen yüze. Sarhoş olduğum zaman hata yapmazsam eğer uyurum. Ben o hatayı bir -rakamla- 1 kere yaptım. Ses tellerinin titremesiyle oluşan ses dünyanın en dinlenebilir frekansında yayılıyordu. Dakikaları sayamadığımdan pişman olduğum sürede gözlerinin içinde ufak 1 parıltı olarak kendimi görmek ise paha biçilemezdi. Ortalama 1.5 yıl beklediğim zaman bu kadar güzel geri gelemezdi. Bir solucan deliği yapıp hayatımın karanlığını bulaştırdığım ana gidip aydınlatmak istiyorum. Neyse, eğer bu hisleri fazla paylaşırsam eğer bendeki değerini kaybedecek. Kafamdaki seslere bırakıyorum mutluluğu.
Her geçen gün daha fazla hayran bırakıyor beni, farkındayım.
Kendisi bir sanat eseri ve yaşamsal faaliyetleri var.
Ben ona kalemimle paha biçemem, okaliptüs yetmez.
Ben ona kalemimle paha biçemem.
Eksen eğikliğimi düzelten kıvırcık saçlarının şerefine.
Zyunmandanov'un Kalem Çırağı.
Bunu hiçbir zaman övünmek için söylemedim. Mürekkebi kurumuş insanların içine kolonya koyup bir süre yazmalarını, düşünmelerini beklemek bir hataymış. Anladığım günden beri mürekkepten sterilize edilmiş şekilde yaşıyorum. Gündüzlerin anlamını yitirdiğini fark ettiğimden beri geceleri daha fazla CO2 tüketiyorum. Gerçi bugün bilgisayarıma "dünyanın en mutlu fotoğrafı" diye 2 güzel fotoğraf kaydettim. Biz mutlu hissediyorsak eğer dünyanın eksen eğikliği 23 dereceden fazla olur. Ekvatordan basılmış dünyamız tepsiye döner. Kafamızdan aşağıya dünyanın çekirdekteki sıvısından daha sıcak kaynar sular dökülür. Kendi kendini yenileyen polimerler dahi pes ederler. Biz her gün çabalamak zorunda mıyız?
Nefret hissini dizginlemeye çalıştığım her an daha da büyüyecek gibi.
Buradan itibaren hayranlık çıtasını 90'a çakmış bir insanın yanında bulunmuş olmanın gururu ile yazacağım.
Dişlerinin parıltısıyla majör depresif anlarımın aydınlandığını hissettim. Saçlarının her bir kıvrımını detaylı incelerken hayatımın eğikliğini o kıvrımlarla düzeltebilirmişim gibi. Görülecek güzel günler onun anlattıklarıyla mümkün sanki. Uzun zamandır Zyunmandanov böyle hissetmemişti. Kalem çırağı... Onunla geçirdiğimiz 8 saat 11 dakikanın anlamını anlatacak seviyede değil kalem çırağı. Mutasyona uğrayan fikirleri ve o sürede crossing-over ile parça değiştirdi saatler. Gözlüklerini taktığında dünyanın daha bir renkli olduğunu gördü. Onun gözleri de bakmıştı o gözlüklerden, tam hayatımın karanlığı gözlüklerden bulaşabilir diye düşünürken... Normalde uyumayan çırak uyuduğunda hayatın karanlığını kat kat bulaştırmıştı o gülen yüze. Sarhoş olduğum zaman hata yapmazsam eğer uyurum. Ben o hatayı bir -rakamla- 1 kere yaptım. Ses tellerinin titremesiyle oluşan ses dünyanın en dinlenebilir frekansında yayılıyordu. Dakikaları sayamadığımdan pişman olduğum sürede gözlerinin içinde ufak 1 parıltı olarak kendimi görmek ise paha biçilemezdi. Ortalama 1.5 yıl beklediğim zaman bu kadar güzel geri gelemezdi. Bir solucan deliği yapıp hayatımın karanlığını bulaştırdığım ana gidip aydınlatmak istiyorum. Neyse, eğer bu hisleri fazla paylaşırsam eğer bendeki değerini kaybedecek. Kafamdaki seslere bırakıyorum mutluluğu.
Her geçen gün daha fazla hayran bırakıyor beni, farkındayım.
Kendisi bir sanat eseri ve yaşamsal faaliyetleri var.
Ben ona kalemimle paha biçemem, okaliptüs yetmez.
Ben ona kalemimle paha biçemem.
Eksen eğikliğimi düzelten kıvırcık saçlarının şerefine.
Zyunmandanov'un Kalem Çırağı.
8 Ağustos 2016 Pazartesi
Yaşamak çıkar ilişkisidir, öleceğin günle yapacağın pazarlık denilebilir mi?
Bilmiyorum ben, teoriler üretirim boş zamanlarımda.
Boş zamanlar dersem, öyle çok dolu birisi değilim ben, bakmayın siz bana.
Okurum ederim, rahatsız ederim öyle. Gereksiz yerlerde karşınıza çıkarım.
Betimlemelere gerek yok, gereksiz geldim gereksiz gideceğim.
Nereden girdim yine kendime bağladım olayı,
Bakın hayatta konu dönüp dolaşıp size gelir, vardır bir nedeni bunun.
Siz hayatta çıkar çatışması içerisinde yaşarsınız.
Geçen zamanla, geçmemesi için, yaşlanmamak için.
"Yeter!" diye bağırırsınız ama olmaz.
Zamanı durdurmak mümkün müdür?
Evet, ruhunu satıyor insanlar bunun için toprağa be!
Siz çıkar ilişkisi içindesiniz, bu yüzden davranışlarınız.
Saygı dedikleri şey var ya, işte o iş hallolana kadar seviyeli davranmak.
Sevgi dedikleri şey dediğiniz feniletilamin'in fazla salgılanması derdim...
Değil arkadaşlar sevgi denilen şey kimyasal bir reaksiyon değil.
Şaka şaka. Hem reaksiyon hem sevgi karmakarışık bir şey.
Onda var mı çıkar ilişkisi?
Odaklanmaya vakit bulamıyorum, boşluktan.
Değişecek mi her şey be hancı?
Kiracı mı kalacağız mutluluğa?
Olacak mı paramız satın almaya?
Bugün bir bankadan kredi çekip mutluluk almak mümkün mü?
Sayın arkadaşlar,
Ben gereksizlik fikrine bağlı yaşamayı seviyorum.
Potansiyel mi yetersiz hissettiriyor, yoksa gerçekten yetersiz miyim?
Bunun arasında geçirdiğin her kriz,
Aranan her cevap, aslında bir halüsinasyon.
Var mıyım?
Yok muyum?
"I hurt myself today, to see if I still feel."
Mesela ben dik kafalıyım,
Dedemi görmedim ben gitmeden,
Ruhunu toprağa vermeden.
Varlığımı hissetmek için çektiğim acıya odaklanmayı severim mesela.
21 yaşıma kadar falan her gün majezik alırdım.
Sonra bıraktım başımın ağrısı yaşadığımı hissettiriyor bana.
Ha yaşamak bu mu değil mi?
Ona toprakla çıkar ilişkimiz bitince karar veririz.
Dağıldı parçalarım, en tatlı arkadaşım tek başına olma hissi.
Güzel günler, sesimi sizi yok etmek için kullanıyorum.
Tik-tak
Tik-tak
Tik-tak
Varlığınızı hissettiğiniz gün güzeldir.
Varlığınızı hissettiğiniz gün.
Güzel günler şerefine.
Bu kalemi bugün kırıyorum burada.
Bilmiyorum ben, teoriler üretirim boş zamanlarımda.
Boş zamanlar dersem, öyle çok dolu birisi değilim ben, bakmayın siz bana.
Okurum ederim, rahatsız ederim öyle. Gereksiz yerlerde karşınıza çıkarım.
Betimlemelere gerek yok, gereksiz geldim gereksiz gideceğim.
Nereden girdim yine kendime bağladım olayı,
Bakın hayatta konu dönüp dolaşıp size gelir, vardır bir nedeni bunun.
Siz hayatta çıkar çatışması içerisinde yaşarsınız.
Geçen zamanla, geçmemesi için, yaşlanmamak için.
"Yeter!" diye bağırırsınız ama olmaz.
Zamanı durdurmak mümkün müdür?
Evet, ruhunu satıyor insanlar bunun için toprağa be!
Siz çıkar ilişkisi içindesiniz, bu yüzden davranışlarınız.
Saygı dedikleri şey var ya, işte o iş hallolana kadar seviyeli davranmak.
Sevgi dedikleri şey dediğiniz feniletilamin'in fazla salgılanması derdim...
Değil arkadaşlar sevgi denilen şey kimyasal bir reaksiyon değil.
Şaka şaka. Hem reaksiyon hem sevgi karmakarışık bir şey.
Onda var mı çıkar ilişkisi?
Odaklanmaya vakit bulamıyorum, boşluktan.
Değişecek mi her şey be hancı?
Kiracı mı kalacağız mutluluğa?
Olacak mı paramız satın almaya?
Bugün bir bankadan kredi çekip mutluluk almak mümkün mü?
Sayın arkadaşlar,
Ben gereksizlik fikrine bağlı yaşamayı seviyorum.
Potansiyel mi yetersiz hissettiriyor, yoksa gerçekten yetersiz miyim?
Bunun arasında geçirdiğin her kriz,
Aranan her cevap, aslında bir halüsinasyon.
Var mıyım?
Yok muyum?
"I hurt myself today, to see if I still feel."
Mesela ben dik kafalıyım,
Dedemi görmedim ben gitmeden,
Ruhunu toprağa vermeden.
Varlığımı hissetmek için çektiğim acıya odaklanmayı severim mesela.
21 yaşıma kadar falan her gün majezik alırdım.
Sonra bıraktım başımın ağrısı yaşadığımı hissettiriyor bana.
Ha yaşamak bu mu değil mi?
Ona toprakla çıkar ilişkimiz bitince karar veririz.
Dağıldı parçalarım, en tatlı arkadaşım tek başına olma hissi.
Güzel günler, sesimi sizi yok etmek için kullanıyorum.
Tik-tak
Tik-tak
Tik-tak
Varlığınızı hissettiğiniz gün güzeldir.
Varlığınızı hissettiğiniz gün.
Güzel günler şerefine.
Bu kalemi bugün kırıyorum burada.
29 Mart 2016 Salı
4. Boyuta düzenler adamak
Küçük koltuklarda inanmadığı şeyler yapmak için toplanan
insan komünü ile beraber gidiyoruz. Hiçbirinin haberi yok. Mağaralarda kalmış
bir inanç ile çakmak taşlarını birbirine çakarak çıkan kıvılcımı alkışlayarak
izliyoruz. Peki çakmak taşlarını bulanlar mutlu mu bundan?
Size söyleyeyim, değiller. Onlar çıkan küçük kıvılcımları
artık insanların düşüncelerinden çıkartmak istiyorlar. Ne kadar insandan
çıkarsa o kadar iyi olanlar. Fakat düzenin içinde sıyrılıp görüntüden kendine
farklı şeyler bulmayı deneyen insanlar tarafından geliştiriliyor cilalı taş
devri. Dahil olmayıp da kendi olanlardan. Bilmem kaç zaman içinde düzelecekmiş
her şey. Öyle diyorlar hem de hep bir ağızdan. Kaybolmanın eşiğine gelmiş
hayatların tek başına cebelleşmesi gerekir. Çünkü onlar artık tüm
yaratıcılıklarını kaybetmiş ve labirentin çıkış noktasına en yakın yerde oturup
artık başka bir labirentin içinde olmayacakları için üzülürler.
Kendimden örnek vermek gerekirse ben kalem çırağı olarak
başladım işe. Zamanla öğrendim ve yollar kat ettim. Bir şey sabit kaldı hiç
yerinden oynamadan. Bir cisim ilerlerken çekildiği kuvvet sürtünmeye eşit
olursa hep aynı hızda gider. Beni çeken kuvvet artık olmadığı için zamanla
sürtünmenin etkisiyle ayaklarımın altı çürüdü. Artık bırakın yerimden hareket
etmeyi, burada kaybolmanın umuduyla yaşıyorum. Bir portal silahıyla kafama
sıkıp paralel evrene yollayarak intihar etmek..
Değiştikçe takvim yaprakları ben daha çok boğulmayı tercih
ediyorum. Burası ne bir yaşam belirtisinin olduğu yer ne de herhangi bir ölünün
olduğu yer. Kafamın içi. Kafamın içinde kayboluyor tüm yeteneklerim. Çünkü ben
varken o yok, o varken ben yokum. İçindeki sesler kopmaya yüz tutmuş bir gitar
teli gibi hayatımın ritmini gıcıklıyor. Adeta hayatımın ritminin davulları
patlak.
Neyse geçiyorum bu kaybeden edebiyatını artık.
Özel bir insanın kaosuna girip orada her şeyi yerli yerine
yerleştirmek istiyorum. Hayatında 4. boyut olan zaman ona neler yaptıysa bir
kara deliğin içinde kaybolmak pahasına girip teker teker taşları yerine koymak.
Sonrası pek önemli değil çünkü öyle bir durumda kara deliğin içinden çıkartacak
bir gülüş beni bekliyor olacaktır. Bundan nasıl bu kadar eminim değil mi?
Dengesizlerin dengesi her zaman kendilerine değildir. Aksine onlar kendi
dengesini kaybettikleri için başkalarına yardım ederler. "Varsa
hayatınızın yağı eksilmiş zincirleri, düzeltmek isterim güzel bayan." diye
gülümsemeyi severim. Hatta hayatımda beyin kıvrımların arasına girecek olan tüm
bilgiler seninle gelsin demek de hoş. Bu doğru olabilir mi bilemem. Değişik
karışıklıkları çözümlemeyi severim. Labirentler içinde kaybolmak her zaman kötü
değildir. İstediğimi bulmam için sürekli sağı veya solu takip etmeyi
deneyebilirim. Değişiktir. 4. boyutta kaybolmayı istemiyorum. Çünkü her şeyi
düzeltmek için ilk defa kararlı ve güçlü hissediyorum. Bu gücü boşa harcamak
yerine etrafında dolaşmam için bir hayattan izin almam gerek. Çarkların
hangisinin takıldığını bulup tekrar çalışır hale getirmek için bir şans. Bunu
verebilecek gücün varsa hayat...
Ben hazırım.
Kafamın içine yeni bir tahta daha eklemek istiyorum.
Bunu sakinlik getirerek,
Kaosunda bir düzen yaratarak,
Yani seninle yapmak zor olsa da
İlk cümlenin de fısıltıyla hırslı şekilde dediği gibi,
Ben hazırım.
Kafamın içine yeni bir tahta daha eklemek istiyorum.
Bunu sakinlik getirerek,
Kaosunda bir düzen yaratarak,
Yani seninle yapmak zor olsa da
İlk cümlenin de fısıltıyla hırslı şekilde dediği gibi,
Ben hazırım.
Saygılar size güzel gülüşlü hayat,
Zyunmandanov.
Zyunmandanov.
27 Mart 2016 Pazar
İnanın dünyanın merkezindeki çekim gücü bana etkisiz. Yer çekimi kuvvetine yenik düşen omuzlarımda hissettiğim ağrı, dişlerimin çıkardığı sesler. Belki halüsinasyon tadında kurduğum rüyalar bana sahip olmuşlardır. Çünkü her sabah uyandığımda çökmüş göz altlarımda toplanan hırslı insan artık peşinde olduğu her şeyden pes etmiş durumda.
Ne kadar hissettiğimi test etsem de betimlemek istediğim acıya ulaşabilmiş değilim. Belki de annemin karnında daha doğmadan değişti genetiğim.
Bu dünyaya ait değilim ben.
Uzun zamandır elime almadığım kalemim bağırıyor bana:
"İçinin mürekkebi kuru, derinin rengi yaralı."
Artık gidip kalmak seçimini yapıp ölümünü bekleyen o çınar gibi yapraklarını dökmüş zamanının dolmasını bekliyor içimdeki mürekkep. Ciğerlerime dolan oksijen içimde zifte dönüşüp damarlarımdaki asfalta yem oluyor. Ak yuvarlarım zift ile savaşmayı bırak içinde yanmaktan keyif alır halde.
Ben beklemekten usanmam da sen gelmekten çoktan vazgeçmişsin.
Ne denir ki daha?
Kendi halinde çoğal dur şimdi.
Ellerim ceplerimden çıkmaz,
Kapşonum kafamdan.
Ölü dedem görür belki halimi tutar elimden de götürür.
Ben bir tek orada çalışırım ve usanırım.
Dedim ya ben sana gelmekten usanmam da,
Sen trene bilet almayı unutmuşsun da
En sonuncuyu da kaçırmışsın gibi...
Fethedilmiş hissederken ben, fatihi göremedim.
Oysa kolay değildir bu ivmeyle düşen bir hayatın evrenine bayrak dikmek.
Ruhumdaki yaraların güçlülüğünün şerefine.
Bir türkü tutturmuşum da mezar taşımla oturup ölmüşüm bu gece.
Ne kadar hissettiğimi test etsem de betimlemek istediğim acıya ulaşabilmiş değilim. Belki de annemin karnında daha doğmadan değişti genetiğim.
Bu dünyaya ait değilim ben.
Uzun zamandır elime almadığım kalemim bağırıyor bana:
"İçinin mürekkebi kuru, derinin rengi yaralı."
Artık gidip kalmak seçimini yapıp ölümünü bekleyen o çınar gibi yapraklarını dökmüş zamanının dolmasını bekliyor içimdeki mürekkep. Ciğerlerime dolan oksijen içimde zifte dönüşüp damarlarımdaki asfalta yem oluyor. Ak yuvarlarım zift ile savaşmayı bırak içinde yanmaktan keyif alır halde.
Ben beklemekten usanmam da sen gelmekten çoktan vazgeçmişsin.
Ne denir ki daha?
Kendi halinde çoğal dur şimdi.
Ellerim ceplerimden çıkmaz,
Kapşonum kafamdan.
Ölü dedem görür belki halimi tutar elimden de götürür.
Ben bir tek orada çalışırım ve usanırım.
Dedim ya ben sana gelmekten usanmam da,
Sen trene bilet almayı unutmuşsun da
En sonuncuyu da kaçırmışsın gibi...
Fethedilmiş hissederken ben, fatihi göremedim.
Oysa kolay değildir bu ivmeyle düşen bir hayatın evrenine bayrak dikmek.
Ruhumdaki yaraların güçlülüğünün şerefine.
Bir türkü tutturmuşum da mezar taşımla oturup ölmüşüm bu gece.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)